Anadolu Evliyalarından Sarı saltuk

'Dini Konular' forumunda badem tarafından 26 May 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Sarı Saltuk

    Sarı Saltuk bizim alp erenler dediğimiz, yiğit dervişlerdendir. Türk halkına sadece mistik inanışlarını aşılamak ve olgunlaştırmakla kalkmayıp savaşçı arkadaşları ile düşman topraklarına akınlar yapıp çarpışmış kimselere Alp erenler diyoruz. Osmanlı’lığın kıl çadırda çıkıp cihangir bir devlet haline gelmesinde fütuhat ricali denilen Horasan erlerinin ve Bektaşi dervişlerinin rolü çok büyüktür. Fetihler yapılmadan senelerce önce Dervişler o ülkelere gider halka sevgiyi hoşgörüyü götürürdü. Kralların keyfi idareleri çok zaman aşırı baskıcı tutumları karşısında çaresiz kalan insanlara Dervişler umut ışığı ve kurtuluş yolu olurdu. Bu nedenle Avrupada’ki pek çok kale içten feth edilmiştir. İstanbul’un Fatih tarafından fethi eğer Bizansın ortodoks halka aşırı baskısı ve onları yok etmeye yönelik çabaları olmasaydı, İstanbul’un fethi daha çok uzun zaman alırdı. Fetih’ten sonra ise Bizans’ta yaşayan her milletten ve mezhebden insanlara büyük özgürlük getirmişti. Osmanlının kuruluşundan Arap tesirlerinin başladığı Yavuz Sultan Selim zamanına kadar ki dönemde Özellikle Bektaşi dervişlerinin insanlara hizmetleri ve kerametleri Osmanlı’nın yücelmesini sağladı.



    Evliya çelebi Ahmed Yesevi’nin Rum diyarındaki Türklerle ilgisini kesmediğini, onlara aralıksız aydınlatıcılar, yardımcılar gönderdiğini yazmıştır. Bektaşi inanışlarına göre Sarı Saltık bir çoban olup Hz. pir’in buyruğu ile yanına iki er alarak seccadesini su üzerinde yürütüp görevini yapmaya gitmiştir. Bir dönem Rum’a yani Anadolu’ya dönmüşse de tekrar Dobriçe’ye gelip orada Hakka yürümüş vasiyeti üzerine cenazesi yedi tabuta konmuş çeşitli milletlerden kendisine bağlı olanlar birer tanesini alıp götürmüşlerdir.



    Bu yüzden yedi yerde makamı vardır. Anadolu da pek çok veli’nin halkın kendilerine olan sevgisi nedeni ile aynı şahsa ait makamlar muhtelif şehirler de mevcuddur. Bu makamların çokluğu onların halkın gönlünde nasıl ölümsüzleştiğinin bir göstergesidir. Horasandan geldiğinde Anadolu’daki beyler arasında Osman Gazi’yi gözü tutmuş , ona gayret kemeri kuşatmış ( bir söylentiye göre Osman bey’i Edirne’ye davet etmiş kemeri orada kuşatmış) kendi kullandığı beyaz bayrağını da ona hediye göndermiştir. Nezihe Araz Anadolu Evliyaları adındaki eserinde Sarı Saltuk’un 93 yıllık hayatı boyunca rahat yüzü görmeden dinlenmeden bir Türk İslam cennet vatanı kurulması uğruna İran Hindistan Kafkasya, Türkistan Çin Kırım Kıpçak Endülüs Güney Doğu Avrupa dolaylarında dolaşıp emekler verdiğini yazıyor.



    Söylentiye göre Edirne’nin alınışında da payı vardır ve hayatının son 40 yılında sık sık oraya gitmiştir. Dobriçe de bir ejderha öldürüp kral kızını kurtarması, Lehistan da bir papazı öldürmesi bir çoklarının İslamiyeti kabul etmesini sağlamıştır.Horasan erlerinin Alp erenlerin başarılarının sırları burada odaklanmıştır. Çünkü hem toprak fethediyorlar, hemde oradaki insanların gönüllerini kazanmak için beraberce yaşıyorlar. İstanbulun Fethi savaşlarında Fatih’in düşüne girip 1”Ben Sarı Saltuk’um Al İstanbul’un anahtarlarını Fakat bu anahtarları Edirne’de sakla Sultan’ım “ dediği bir menkıbede yazılıdır. Bu da güzel bir görüştür. İstanbul, Edirne’siz kapısı açık bir şehir demektir. II Beyazıd’ın Sarı Saltık adına yatır, imaret ve dergah, han, kervansaray yapmasının şöyle güzel bir öyküsü vardır.



    Beyazıd ı Veli Akkerman ve Kili Kalelerini almaya yürümesi üzerine Köstence’nin biraz kuzeyinde Baba dağında otağını kurar. O yörede yaşayan halk Sarı Saltuk’un kaybolan mezarının bir gün gelecek bir veli hükümdar bulacak söylentisine inanırlarmış. Beyazıd ı Veli’ye bunu hatırlatırlar. O da Hocası Kara Şemseddin ile beraber istihareye yatarlar. Gördükleri düşü ayrı ayrı yazıp zarfa kor yapıştırır, İstanbul Şeyh-ül İslama gönderirler gördükleri düş ayni olduğu ortaya çıkar. Sarı Saltuk Sultan’ın mezarı böylece bulunur. Üzerine yatır ve başka yapılar yapılır. Yatırın o zaman ki halini Evliya Çelebi Seyahatnamesine uzun uzun anlatır. Velayetnameye göre Sarı Saltuk ile Hz. Pir’in karşılaması şöyledir.

    Bir gün Hazreti Hünkar Çilehanedeydi. Çilehaneden çıkar ve zem zem pınarı denilen yere gelir. Görürler ki bir çoban bir bölük koyun ile o pınarın kenarına yürür. Hz. Hünkar çobanın yanına vardı arkasını sıvazladı “adın nedir ?” dedi. Çoban cevap verdi adım “Sarı Saltuk’tur. dedi . Hz. Hünkar “ Durma yürü, seni Rum’a saldık dedi çobana sefa nazar edip himmet etti. Gözün sığadı, an ı vahitte erin nazarı kimyadır, erlik mertebesine erdi. “ Erenler şahı koyunları ne yapalım dedi”. Hz. pir cevap verdi. “koyunların sahibi gelene kadar buradan ayrılma” dedi.



    Daha sonra Hünkar “ Yürü Taptık İmre’ye var. Bizden selam söyle, sana silah versin yoldaş koşsun, andan öte Rum’a git dedi. Sarı Saltuk Taptuk Emre’ye varır, ona pir’in buyruğunu söyler. Taptuk “Bir yay, yedi ok verdi, Dahi bir ağaç kılınç kuşattı. Bir seccade verdi Dahi Ulu Abdal Küçük Abdal’ı yoldaş koştu” . ayrıldıklarında Saltuk ve arkadaşları Sinop’un üstünde Harmankaya adlı bir yere varırlar. Oradan seccadesini suya salıp üzerine binerler. Vilayetnamede “Şimdi Karadeniz kaynamayıb sakin olduğu zaman deniz yüzünde Sarı Saltuk Padişahın seccadesi yeri bu deme değin malumdur derler” Seccade bunları Dobruca tarafında Kligra adlı kal’anın yanına götürür.( Burası Romanya yakınlarında Kalikaryadır). Kal’aya giren yedi başlı ejder yüzünden bey ve halk kaçmışlar. Sarı Saltuk her başına bir ok atarak onu vurur. Fakat ejder kendisine saldırır, o da Hızır’ı yardıma çağırır. Hızır o sırada Hacı Bektaş ile muhabette imiş.Gelir ejderi haklar ve “Kılıcınla başlarını kes “ der O zaman Sarı Saltuk’un aklına yanında kılıcı olduğu gelir ve “Bunu unuttum, yoksa sizi buraya kadar yormazdım” diye özür diler Ejderin yedi başını da ağaç kılıçla keser. Kal’a beyi ve halkı geri çağırılır. Sarı Satuk’a iman ederek çok saygı gösterirler.



    Sarı Saltuk soyundan geldiklerini söyleyenler Tokat, Sivas, Divriği tarafında bulunmaktadırlar. Sonuç olarak Sarı Saltık Bektaşi’dir. Hacı Bektaşı Veli hazretlerine bağlıdır. Müslümanlar arasında olduğu kadar Hıristiyanlar arasında da sevilmiş sayılmış Alp erenlerden ulu bir kişidir.







    Tarihçi Hammer Türklerin Avrupa’ya birinci geçişinden bahs ederken Sarı Saltuk’u 1350 tarihine kadar 19 defa olarak uzun uzun yazmıştır. İbni Batuta ‘nın Seyahatname çevirisinde ve Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde de sık sık adı geçer.

    Sarı Saltuk’un makamı Moskova, Lehistan, Bohemya ,İsveç, Edirne dolaylarında Babaeski,Moldavya’da Babadağında ve Dobrice de yani Varnanın az kuzeyinde Kali Karya da olmak üzere 7 ayrı yerde mevcuddur.



    Turgut Koca Baba erenlerin Bedri Noyan Dedebaba ya yazdığı bir mektup ile verdiği bilgide şunlar anlatılıyor. ”Sarı Satuk’un merkadi Babaeski’dedir. İstanbul Edirne yolu üzerinde idi Edirne asfaltı yapılırken yol üzerinden geçiyor, dergah ortada kalkıyor . Türbe yıkılıyor ve Sarı Saltuk heykel i Dünyevisi ile çıkıyor. Tahnit edilmiş ceset şimdi yolun kenarına alınıp tekrar gömülüyor. İstanbul Edirne istikametinin hemen sağ tarafında, Tren yolunu hemen geçince. Her yılbaşı ndan önce İstanbul’daki ihtiyar Hıristiyanlar Sarı Saltuk yatırından toprak alıp Ocak ayından sonra eskiyerine iade ediyorlar. Sarı Saltuk hazretlerine yerli halk Eski Baba, oradaki muhibban ise Sarı Saltuk Sultan, Hıristiyanlar Aya Nikola Saint Nikola Saint Nau’um Saint Spiridion derler ki bu ulu müslümandır, Bektaşidir ve bir batıni misyonerdir. Avrupada islamlığın öncüsü olmuştur. Otman Baba Vilayetnamesi’nde ise kendisinin, Sarı Saltuk’un bir zuhuru olduğunu, onun ikinci gelişi olduğunu söyler.”



    Turgut Baba erenlerin 1960 yılında Balıkesir’de çıkan Ateş gazetesinde Günün ilhamları sütunundaki yazısında şöyle demektedir. “Sarı Saltuk Horasan’lı Aybek Saltuk babanın oğlu olduğu Prof. Şemsettin Günaltay’ın Hurafattan Hakikate adlı eserinde kayıtlıdır. Önceleri basit bir çoban sonradan Evliyaların bağrı başı Hacı Bektaşı Velinin görklü bakışından ateş ve iman alarak, kahramanlıkları dillere destan olan bir mücahit kesiliyor. Nitekim Ulu Abdal ve Küçük Abdal ile Karadenizden Romanya kıyılarına oradan da Kalikarya adlı bir kaleye çıkıyorlar. Postlarını omuzlarına almış mücahitten ikisi Kiçi Abdal ile Uluğ Abdal kale kapısını tutarken Sarı Saltuk burçlardan birini “kanca’yla tırmanıp kalenin içine atlıyor. Burası, evvelce bir manastırken tahrib edilerek eşkıya yatağı haline getirilmiş bir eski kaledir. Kalikra “Kala Kirya” rahibe anlamına gelmektedir. Bu eşkıya çetesinin başında, o sıralarda oraları haraca kesmekte bulunan pek gaddar bir “voyvoda” vardır. Sarı Saltuk kaleye dalınca, onunla voyvoda ve hempaları arasında müthiş ve amansız bir kavga başlıyor.”Koca Saltuk” tahta kılıcıyla karşısındakilerden pek çoğunun başlarını gövdelerinden ayırıyor. Saltuk’la başa çıkamayacağını anlayan korsanlar, onun üstüne kale içinde besledikleri meşhur arslanları salıyorlar. Saltuk’la arasında geçen mücadele pek yaman oluyor. Bir aralık aslan, Sarı Saltuk’un elden düşürdüğü kanlı kılıç üzerine pençe basıyor. O zaman takatsiz ve silahsız kalan Satuk çaresiz” Hızır’ı imdada çağırıyor. İmdada yetişen ve iki aslan arasına giremeyen”Hızır, Satuk’a Düşmanın yüreğini kopar! Diye haykırıyor. Bu öğüt üzerine Saltuk elini aslanın ağzından içeri daldırıp, azgın

    hayvanın yüreğini koparıyor. Yüreksiz kalan aslansa birden bir uyuz kedi kadar miskinleşiveriyor. Güvendiği aslan da bu suretle yenilince gaddar Voyvoda sağ kalmış Adamları ile birlikte dize gelip Saltuk’tan aman diliyor. Mahzenlerden çıkarılan bütün çalınma hazineler, getirilip Saltuk’un ayakları dibine yığılıyor. Saltuk’un sarı çizmeleri, konçlarına kadar altunlara, gümüşlere, yakutlara, zebercetlere akiyklere, ipeklere, halılara, misklere gömülüyor.

    Sonradan kale aranırken, karanlık ve rutubetli mahzenlerden yüzlerce çocuk çıkarılıyor. Saltuk’la arkadaşları sorunca öğreniyorlar k, bunlar, sahiplerinden fidye necat alınmak için çalınmış zengin çocuklarıdır. Bu sırada sene 1263 tür, mevsim ise kıştır. Ocak ayının ilk günüdür. Her taraf karlar altında bembeyazdır. Gaddar Voyvoda tarafından çalınmış yavrucakların matemi içinde bulunan Hıristiyan ahali, peygamberleri İsa’nın doğum gününü neş’eyle kutlamak olanağından

    yoksundur. O, sırada uzaklardan gittikçe yaklaşan bir çan sesi duyuluyor. Kiliselerinkine hiç benzemeyen acaib bir çan sesi . Bir dar zamanda Mesih’in geleceğine inanmış bulunan bütün Hıristiyanlar, bu garip çan sesini duyarak kapıldıkları bir ümitle sokaklara fırlıyorlar ve biraz sonra, aralarında, sarı çizmeleri ile, altın sarısı sakalları ile güleryüzü ile Sarı Saltuk ‘u görüyorlar. Acaib çanlar onun kızaklarında çalınmıştır. Ve o kızaklar biraz sonra hepsi de sahiblerine dağıtılacak olan altınlarla, elmaslarla, zebercetlerle ve bütün bunlardan kat kat kıymetli birer canlı servet olan çalınmış çocuklarla doludur. Siz çalınmış servetine ve hele çocuklarına kavuşan halkın nasıl sevindiğini kolayca tasavvur edersiniz. Nitekim Sarı Saltuk’un sarı çizmeleri, onları sevinç ve minnetle öpenlerin gözyaşlarıyla sırılsıklam oluyor.

    Sarı Saltuk’un bu emsalsiz civanmertliğine karşılık, Rumen tekfurunu a elinde esir bulunan Göçer evli tam on iki bin Türkmen kafilesini, başlarında bulunan, Halil Ece ile birlikte hemen serbest bırakıyor. Sonradan Balıkesir’e gelerek Kara isa diğer adı ile Karesi beyliğini kuran Türkler bunlardır.( Bkz. Yunus Emre Abdülbaki Gölpınarlı s. 379 inkilab kitabevi İstanbul)



    Ve işte bu olaydan dolayıdır ki her yılın ilk gününde, Ortodoksların Aya Nikola ve Katoliklerin ise Noel Baba diye anarak, bu Türk evliyası Sarı Saltuk’un kabrini ziyaret etmekte ve hatırasını sevgisiyle, minnetle anmaktadırlar. Ayrıca Sarı Saltuk’un İstanbul’a gelerek, Aya Sofya kilisesinde, Hıristiyan halkı yeniden vaftiz ettiği Nezihe Araz’ın Anadolu Evliyaları adlı eserinde kayıtlıdır. Himmetleri üzerimizde hazır ve nazır ola.
     

Bu Sayfayı Paylaş