BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

'Hikaye' forumunda Gülizar tarafından 16 Tem 2007 tarihinde açılan konu

  1. Gülizar

    Gülizar New Member


    BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez... biri tıpta okuyordu öbürü
    mimarlıkta. o ilk karşılaşmadan
    sonra bir kere, bir kere,bir kere daha karşılaşabilmek için hep aynı
    saatte, aynı duraktan, aynı otobüse
    bindiler. GENÇTİLER çok genç.. Birbirleriyle konuşacak cesareti bulmaları
    biraz zaman aldı, ama sonunda
    basardılar.ikisi de her sabah otobüse bindikleri semte oturmuyorlardı
    aslında. delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.

    Sırf birbirlerini görebilmek için her sabah erkenden evlerinden çıkıp
    şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
    geldiklerini birbirlerine gülerek itiraf ettiler bir süre sonra...
    okulları bitince hemen evlendiler. mutluydular hem de çok mutlu....
    bazen işsiz bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
    yürekleri ve elleri hiç bir şeyi umursamadılar .. ayın sonunu zor getirdikleri
    günlerde de
    ünlü bir mimar ve doktor olduklarında da hep mutluydular.. zaman asımına
    uğrayan alışkanlıklarına yenik düşen banka
    hesabında para kalmadığı için yada tam tersi o hesabı daha kabarık hale
    getirmek uğruna bitip TÜKENİVEREN sevgilerden değildi onlarınki... Günler
    günleri yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü..
    Tek eksikleri çocukları olmamasıydı..Zorlu bir tedavi sürecine rağmen
    çocuk sahibi olamayınca
    bütün mutluluklarının bizim olmasını beklemek bencillik olur diyerek devam
    ettiler hayatlarına, çocuk yerine sevgilerini büyüttüler…
    SENİN İÇİN ÖLÜRÜM DERDİ kadın sımsıkı sarılıp adama ve adam hayır BEN
    SENİN İÇİN ÖLÜRÜM
    diye yanıt verirdi hep...
    Bazen eve geldiğinde aynanın üzerinde bir not görürdü kadın: BİR TANEM
    kütüphanenin ikinci
    rafına bak ..... kütüphanenin ikinci rafında başka bir not bulurdu, mutfak
    masasının üzerine bak
    ve SENİ ÇOK SEVDİGİMİ SAKIN UNUTMA…
    mutfaktaki masadan salondaki dolaba koştura giden kadın s onunda
    kimi zaman bir ÇİÇEK
    kimi zaman en sevdiği çikolatalar,
    kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı..
    aldığı hediyenin de ne olduğu da önemli değildi zaten...
    Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep
    birbirlerine ayıkacak zaman buluyorlardı bulmasına ama 40 yasların
    ortalarına geldiklerinde daha az çalışmaya karar verdiler.. adam hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı.. kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. artık daha fazla beraber
    olabiliyorlardı. bir gün sahilde
    dolaşırken harap durumda bir ev gördü kadın. üzerinde satılık levhası olan...ne dersin bu evi alalım mı ? dedi adama.
    Bu viraneyi yıktırır harika bir ev yaparız.. projeyi kafamda çizdim bile..
    kocaman terası olan martıları
    kahvaltıya davet edebileceğimiz bir deniz evi yapalım burayı..
    sen istersinde ben hiç hayır der miyim dedi adam... Amerika’daki tıp
    kongresinden döner dönmez
    ararım emlakçıyı .... Kaç para olursa olsun burası bizimdir artık..
    sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde ayrılmaları zor
    oldu.. adam Amerika’ya giderken
    her gün her saat konuştular .... göz yasları içinde kucaklaştılar
    havaalanında. fakat bir kaç gün
    sonra kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın eskisi kadar mutlu
    görünmüyor konuşmaktan kaçınıyordu. onu neşelendirmek için sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği
    PROJEYİ verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı ..
    CANIM o ev bizim bütçemizi asıyor sen en iyisi o evi unut ..
    mutsuzluk mutluluğun tadına alışmış insanlarda daha da acı daha da
    çekilmez gelir. kadın hiç sevmedi
    bu beklenmedik misafiri ... derdini söylemesi için yalvardı adama,
    SENİN İÇİN ÖLÜRÜM biliyorsun
    ne olur anlat diye dil döktü bos yere.... yıllardır sevdiği adam duyarsız
    sevgisiz biriyle yer değiştirmişti
    sanki. ona ulaşmaya çalıştıkça beton duvarlara çarpıyordu kadın . her
    çarpmada daha da fazla kanıyordu
    YÜREGİ....

    BİR GÜN ÇOCUKLUĞUNUN gençliğinin bütün hayatının birlikte geçtiği bir
    arkadaşına dert yanarken lafını kesti arkadaşı artık dayanamıyorum sana anlatmak zorundayım o seni aldatıyor.. Her gün iş yerimin
    karsısında genç bir bayanla yemek yiyor sonrada sarmaş dolaş biniyorlar
    arabaya....
    Sus, sus çabuk duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın ..
    onca yıllık arkadaşını kendisini kıskanmakla suçladı... Ertesi gün öğle vakti o restoranın hemen karsısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının bir masal olduğunu anladı...
    Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı
    Genç çocuk doktorunu hemen tanıdı. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına
    nasıl sarıldığını gördü adamın.
    Aksam kocası eve gelir gelmez bazen bağırıp
    bazen ağlayarak bazen ona sımsıkı sarılıp bezende yumruklayarak haykırdı
    suratına her şeyi..
    İnkar etmedi adam.zamanla duyguların değişebildiği orta yasa geldiğinde
    insanların farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken son bir kez kucaklamak isterim diyecek gibi oldu kadın .defol dedi.. nefretle.....
    İlk celsede boşandılar modern bir aşk hikayesinin böyle bittiğine kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. admış sevgilisiyle amerikana yerleştiğini öğrendi.
    Bazen yalnız kaldığında onu hala sevdiğini hissedince ağlama nöbetleri geçiriyor askın yerini en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu..
    Aradan bir yıl geçti her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile kadının
    derdine çare olamamıştı.
    Bir sabah ısrarla çalan zilim sesiyle uyandı. kapıyı açtığında karsısında
    o kadını gördü.. sen buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı..
    Lütfen içeri girmeme izin ver mutlaka konuşmamız gerekiyor dedi genç
    kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı. hiç bir şey göründüğü gibi değil aslında... Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü.. gecen yık kongre sırasında öğrendi hastalığını ve bir yıl ömrü kaldığını...
    Buna dayanamayacağını hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek
    isteyeceğini biliyordu..
    Seni kendisinden uzaklaştırmak için sevgilisi rolünü oynamamı istedi..
    ailesinde haber vermedi. Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı..
    oysa ilk karsılaştığınız otobüs durağının karsısında bir ev
    tutmuştu.tedavi görüyor ve kurtulacağına
    inanıyordu ama olmadı .. Gece fenalaşmış bacısı beni aradı son anda
    yetiştim.. sana bu kutuyu vermemi istedi....
    Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın hemen
    oracıkta ölmek istiyordu... Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi.. İtina ile katlanmış bir sürü kağıt vardı kutuda
    sırayla okudu:
    SENİ ÇOK SEVDİM
    SENİ SEVMEKTEN HİÇ VAZ GEÇMEDİM
    SENİN İÇİN ÖLÜRÜM DERDİN HEP doğru söylediğini bilirdim
    FAKAT BENİM İÇİN ÖLMENİ İSTEMEDİM
    Şimdi bana söz vermeni istiyorum benim için yaşayacaksın ANLAŞTIK MI son
    kağıdı alırken kutuda bir
    anahtar olduğunu gördü kadın.. ve son kağıtta şunlar yazılıydı.....
    Sahildeki evimizi senin çizdiğin proje göre yaptırdım
    kocaman terasta martılarla kahvaltı yaparken BEN HEP SENİ İZLİYOR
    OLACAĞIM.......
     
  2. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Olay İngiltere'de geçiyor:

    Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama 'biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini' söylemişler.
    Yaşlı bey huzursuzlaşmış, 'acelesi olduğunu istemediğini' söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş. Adamcağız da 'karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum' demiş. 'Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde' demiş hemşire.
    Adam üzgün bir ifade ile 'ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor' demiş. Hemşireler hayretle 'madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz' demişler.

    Adam buruk bir sesle 'ama ben onun kim olduğunu biliyorum' demiş.
     
  3. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Aşk cesaret ister,kocaman bir yürek ister. Aşk hayata karşı işlenilen en doğru suç ortaklığıdır, Aşk hayatin tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu baş kaldırıdır . Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette aşkı suçlamak, yargılamak, karalamak inkar etmek de asla yakışık olmaz. Niçin aşk? Nedir bu aşk denilen şey, elle tutulmaz gözle görülmez bir şeyse nedir bu yaşanan somut acılar,güzellikler? Tek basına aşkı tanımlamak her şeyden soyutlamak mümkün mü? Hayır ! Aşk bugünlerde bazılarına göre plastikten bile yeniden yapıldı.Dünyada yaşanan suniliğe doğru gidiş askın etrafını sardı. Nedir su aşk...? Aşk hayatin bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adi kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, "Aşık oldum" dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir. Aşkın zamanını biz ayarlayabilseydik eğer ve kime neden aşık olduğumuzu anlayabilseydik,aşkın sırrını da çözerdik herhalde. Ama o zaman da aşkın insani alıp götüren büyüsü tamamen kaybolurdu. Aşk hayata karsı islenen en güzel ve en doğru suç ortaklığıdır, aşk hayatin bütün tekdüzeliğine, bütün sıradanlığına en soylu başkaldırıdır. Ondan korkup kaçmak hiç kimseye yakışmaz. Ve elbette yaşanılan aşkı suçlamak ,yargılamak, karalamak, inkar etmek de aşka yakışık kalmaz. Bu önce haksizlik, kendinize saygısızlık olur. İnsan sonuna kadar savunmalı aşkını, karşılık görmese de, acı çekeceğini hissetse de, yarin terk edilecegini bilse de, ailesini karsısına alacağını bilse de taviz vermemeli aşkından, "Seni Seviyorum" diyebilmeli göğsünü gere gere.Aşkın zamanı yoktur, hep hazırlıksız yakalar insani. . İste aşk bütün bunlara tek basınıza karsı gelebilme yürekliliğidir, belki de yeni hayata gedebilme yolu... Aşkın ne zaman gelebileceği belli olmadığı gibi, ne zaman gideceği de hiç belli değildir. Fazla vakti yoktur onun, uzun süre beklemeye ve bekletilmeye tahammülü de yoktur. Bir başka göze bakmaya, bir başka tene dokunmaya başlaması o kadar da zor değildir...Aşktan değil, onun kaçmasından korkun.Biliyor musunuz , hayat zaten kocaman bir yalan, bu kadar sahteliğin içinde gerçek ve doğru olan tek güzellik AŞK.!!. Lütfen ona haksızlık etmeyin .. Duyar gibi oluyorum "Hadi be oradan " deyişini belki de derin derin bakıyorsun satırlara sonunu bilmediğin cümlelerin... Aşkına sana aşık olana sahip çık ve onu kaybetme '' SENİ SEVİYORUM '' demek için geç kalma…
     
  4. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Hiç de ukalalık olarak algılamadım, inanın. :) Siteye üye olduğum zaman eski konuları mümkün olduğunca taradım, inceledim. Ama demek ki gözden kaçırdığım konular da olmuş.
     
  5. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    AŞKIN HİKAYESİ

    Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:

    Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.

    Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş.

    Zenginlik geçmekteymiş, çok büyük bir teknenin içinde. Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş. Zenginlik, "Hayır, alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.Aşk,
    çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş.

    "Kibir, lütfen bana yardım et!", Kibir "Sana yardım edemem Aşk! Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
    Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim." Üzüntü "Of, Aşk, o kadar
    üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var.

    " Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.

    Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım...

    "Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın
    kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş.

    Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş:


    "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir"
     
  6. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    HERŞEY ZAMANINDA YAŞANDIĞINDA GÜZELDİR

    Çok uzak bir adada yaşayan güzeller güzeli ahtapot ve çok yakışıklı bir akrep birbirlerine aşık olmuşlar. Fakat ikisi de birbirinden korkuyormuş. Ahtapot akrepken onu zehirli iğnesiyle sokar diye , akrep ise ahtapotun uzun kolları onu boğar diye…Fakat daha fazla dayanamayarak ikisi de birbirlerine kollarını uzatmışlar. Ahtapot “en kötü ihtimalle bir kolumu veririm, nasıl olsa yerine yenisi gelir” diye düşünmüş. Akrep ise “Onun için kendimi feda edebilirim” demiş. Birbirlerini çok seviyorlarmış. O kadar mutlularmış ki bütün hayvanlar çok kıskanıyormuş onları...
    Zamanla akrepten sıkılmaya başlamış ahtapot, aklında açık denizler varmış hep. Oralara gidip başka hayvanlarla tanışmanın hayalini kuruyormuş. Güzelliğini bu şekilde geçirmemek için okyanuslara doğru yüzmeye başlamış. Terk edilen akrep günlerce sahilde onun dönmesini beklemiş. Ardından çok ağlamış fakat göz pınarları olmadığı için, hep içine akmış göz yaşları. Okyanusların en güzel sularında süzülen ahtapot yeni yerler gördükçe işte gerçek mutluluk diye düşünüyormuş içinden. Akrebi çoktan unutmuş. Derken birden bir balıkçı ağına dolanmış olarak bulmuş kendisini. Kurtulmaya çalıştıkça daha çok dolanıyormuş. Onu gemiye çekmişler. Balıkçılar ahtapotun kollarını kesip geri denize atmışlar. Kesilen kollarıysa içki masalarında meze olarak kullanılmak üzere bir restorana satılacakmış. Canı çok yanan ve ne yapacağını bilemeyen ahtapot eski aşkı akrebe dönmeye karar vermiş fakat kolları olmadığı için yüzemiyormuş artık. Terk edilen akrepse onsuz olmaktansa ölmeyi tercih etmiş ve zehirli iğnesiyle kendisini sokmuş. Diğer hayvanlardan yardım isteyen ahtapot akrebe ulaşmak üzereymiş. Akrebin yanına vardığında ise akrebi ölmek üzereyken yakalamış. Akrep son nefesini verirken “evet işte ben bu güzellik için kendimi feda ettim” demiş içinden. Gerçek aşkının akrep olduğu anlamış ahtapot. Ama artık ne ahtapotun onu saracak kolları kalmış , ne de akrebin onu tekrar sevebilecek kalbi...
    Her şey zamanında yaşandığında güzeldir.
     
  7. asmysf

    asmysf New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Güzel hikayeler.
     
  8. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?



    ÖLÜMSÜZ KIRMIZI GÜLLER

    Kan rengi, kıpkırmızı güllere bayılırdı. Zaten onlarla adaştı da. Rose... Gül... Kocasının sevgili Rose'u...

    Her yıl Sevgililer Günü'nü kapının önünde bulduğu enfes fiyonklarla süslü kucak dolusu kırmızı güllerle kutlardı. Hiç aksamadan. Hatta, eşini kaybettiği yıl dahi kapısı çalınmış, gülleri kucağına bırakılmıştı..Tıpkı geçmişte olduğu gibi, küçük bir kartla birlikte..

    Her yıl güllere iliştirdiği karta aynı cümleleri yazardı: "Seni, geçen sene bugünkünden, daha çok seviyorum..." Birden, bunların son gülleri olduğunu düşündü.. Önceden ısmarlanmış olmalıydı.. Öleceğini nasıl bilebilirdi?.. Zaten her seyi önceden planlamayı ve yapmayı severdi, yumurta kapıya gelmeden...

    Gülleri özenle içeri taşıdı..saplarını kesti, vazoya yerleştirdi.. Vazoyu da konsolun üzerine, eşinin kendisine gülümseyen fotoğrafının yanına koydu. Orada kocasının koltuğunda oturup saatlerce güller ve fotoğrafı seyretti sessizce.. Bitmek bilmeyen bir yıl geçti.. Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl..

    Sonra bir sabah kapı çalındı.. Tıpkı eski günlerde olduğu gibi.. Kırmızı gülleri, üzerinde küçük kartıyla birlikte eşikteydi.. Sevgililer Günü'nü kutluyordu. Gülleri içeri aldı. Şaşkınlık içinde doğru telefona gitti. Çiçekçi dükkanını aradı... Onu bu kadar üzmeye kimin hakkı vardı ?

    "Biliyorum" dedi, çiçekçi.. " Eşinizi geçen yıl kaybettiniz.. Telefon edeceğinizi de biliyordum.. Bugün size yolladığım gülleri çok önceden ısmarlamış, parasını da ödemişti..
    Hep öyle yapardı zaten, hiç şansa bırakmazdı. Dosyamda talimat var. Bu çiçekleri size her yıl yollayacağım. Bir de özel kart vardı, kendi el yazısıyla. Bilmeniz gerek diye düşünüyorum.. Ölümünden sonra çiçeklere iliştirmemi istediği kart..." Rose hıçkırıklar arasında teşekkür ederek telefonu kapattı. Parmakları titreyerek zarfı açtı..

    " Merhaba gülüm" diye başlıyordu, kart.. " Bir yıldır ayrıyız. Umarım senin için çok zor olmamıştır. Yalnızlığınıı ve acılarını hissedebiliyorum. Giden sen, kalan ben olsaydım neler çekerdim kimbilir? Sevgi paylaşıldığında yaşamın tadına doyum olmuyor. Seni kelimelerle anlatılmayacak kadar çok sevdim. Harika bir eştin dostum, sevgilim benim... Sadece bir yıldır ayrıyız. Kendini bırakma. Ağlarken bile mutlu olmanı istiyorum. Onun için bundan sonraki yıllarda güller hep kapımızda olacak. Onları kucağına aldığında paylaştığımız mutluluğu ve kutsandığımızı düşün. Seni hep sevdim.. Her zaman da seveceğim. Ama yaşamalısın. Devam etmelisin... Lütfen.. Mutluluğu yeniden yakalamaya çalış. Kolay değil, biliyorum ama bir yolunu bulacağına eminim....

    Güller, senin kapıyı açmadığın güne dek gelmeye devam edecek. O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak, eve dönüp dönmediğini kontrol edecek. Beşinciden sonra emin olarak gülleri ona verdiğim yeni adrese getirip seninle yeniden ve ebediyyen kavuştuğumuz yere bırakacak..

    "SENİ SEVİYORUM GÜLÜM..."
     
  9. türkçeci

    türkçeci New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Gülizar hocam çok güzel hikayeler bunlar...Özellikle ilk hikayeye bayıldım..Keşke bu kadar sevebilsek...
     
  10. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Evet sevgili Didem günümüzün samanalevi aşklarını düşününce yaşanması imkansız sevgilermiş gibi gelmesi çok haklı bir serzeniş. Var be öğretmenim, böyle sevgilerde var günümüzde yaşanan. Ama herkese nasip olmuyor ne yazık ki.
     
  11. türkçeci

    türkçeci New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Ne yazık ki :( Bu arada puanınızı vermeyi unutmuşum ;)
     
  12. canan demir

    canan demir New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Hikayeler gerçekten harikada en duygusal yerinde intibah hocaya yazılan yazının karışmasına koptum resmen,İntibah hocanın hikaye de ne işi var diye düşündüm bi an ;D teşekkür ederiz hocam gercekten harıkaydı ama :)
     
  13. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    İntibah öğretmenim mi, anlayamadım valla Canan Öğretmenim. :)
     
  14. canan demir

    canan demir New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    İlk hikayede kadın kutuyu acınca içinden sizin İntibah hocaya yazdıklarınız cıkıyo bir kez daha bakarsanız ;D
     
  15. Gülizar

    Gülizar New Member

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Hay Allah Canan öğretmenim, siz çok yaşayın e mi, koptum gülmekten. :D :D :D Hiç farkında değilim o bölümün, nasıl karışmış oraya bilmiyorum. Uyarınız için teşekkürler.
     
  16. badem

    badem Guest

    Ynt: BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

    Hikayelerin hepsi çok güzel özellikle ilk hikaye....
    Bu kadar sevebilecek birilerinin olduğunu zannetmiyorum umarım yanılıyorumdur....
     

Bu Sayfayı Paylaş