cam ırmağı taş gemi'den ...

'Deneme' forumunda bir katre gözyaşı tarafından 7 Mar 2008 tarihinde açılan konu

  1. …..iki suretten biri diğerine aşkın kelimesini sordu; diğeri gülümsedi ve ona aşkın, bu dünyadan olmayan bir zamanda, bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun, sözleştiği ve seviştiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı.Ama, dedi biri, hesapta ruhun, tanışını bu dünyada hiç bulamaması, ona rastlayamaması var.Diğeri, buldum zannedip de yanılmak var, diye ekledi.Bulup da tanıyamamak var dedi biri.Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var diye tanımladı diğeri…………/ s.189



    ………Şimdi ben , aynam kırık, iki Nihade.Ama bir yanım öbür yanımın yarısı değil.Biri diğerinin ne tamamlayıcısı ne aynası.İkisi de birbirine benzemez İkisi de Nihade.Bir yanım minyatür sathı İstanbul, derinliksiz, gölgesiz,renksiz ve sessiz.Bir yanım gerçek.Tıkandı şuurum, bir yanım ergin öbür yanım çocuk.Bir yanım şimdi, bir yanım zamansız.Bir yanımda korumam gerekn ne idiyse öbür yanımda savurdum, bir yanımda konuşmam gerekeni öbür yanımda sustum.Anladım, bir benden bir ben daha çıkartan dünyanın bir yarısı yangın, bir yarısı su değil.Bir yarısı hatıra, öbürü unutuş değil.Dairenin hem merkezi hem çemberiyim.Bir yanım Mansur bir yanım Numan olacak değil.

    Halimin özeti, taşıyamadığımdan kaçışımdır benim…/ s.208



    Bende bitmiş tükenmiş ne varsa, ne kaybolduysa, neyin yeri dolmuyorsa, neyin eksiği kapanmıyorsa; tamamlanmayan, yarım kalan, ne’m varsa, hepsini bu mektuplarla tamamladım.Bütün o harflerin bana , ruhuma, tenime, canıma teması, ne kadarsam o kadarıma, bütün boşluklarıma dolması.Beni yüz yüze getirmesi benimle.Hepsi beni.Hepsi bana.Benim için.Hepsi ben.Ruhum nefes aldı, ölecekti yoksa.Nasıl tamamlandığımı ben bile anlamadımAnladığım tek şey aşkın yazısı beni derleyip toparlıyordu.O zaman kendimi iyi hissediyordum.Cümlenin kısası; o suhuf olmasa ben yarımdım.Yarım değil, paramparçaydım.Mansur’un harfleri, onları istiflemesi, satır satır yazdıklarıydı mananın manası bence.Her harfini benim kalbim beklerdi.Her harfinin kağıt üzerine düşerken aldığı biçim zannımca bir hadiseydi.Kimsenin yazısı onunki gibi değil, kimsenin cümleleri o değildi.Onun cümleleriyle kırılırdı dünyanın sınırları, demem o ki her şey onun cümleleriyle biter yine orada başlardı.Neredeyse Mansur’dan fazlasıydı Mansur’un yazdıkları.Ve ki yazdığından fazlasıydı yazısı.Dünya var oldukça hiçbir okuyanın hiçbir yazana veremeyeceği bir değerbilişle bağlandım suhufta kara birer nokta , leke, münhani, yazdıklarına.Onun harflerine, kelimelerine, cümlelerine, olmayan bir değeri yüklemedim ben.Sadece onların değerini bildim, onlarda saklı olanı gördüm ben.Her biri ona meçhul bana ayan.Ona sır bana serencam.Onun için onun yazdıklarıyla varım.Onlarsız hiçim ben. Onlar olmasaydı ben olmayacaktım.İki satır yazmasaydı yok olacaktım.Öyle kurdum onun mektuplarından oluşan tapınağımı.Kağıda, mürekkebe, harfe, cümleye, yazıya öyle taptım.Öyle taptım ki, bir tek harfinin biçimi, vişne çürüğü renkli mürekkebinin kağıda bıraktığı iz uğruna yakabilirdim bütün bir İstanbul şehrini.Sonra da o yangında kendim yanabilirdim./ s.211



    …Bir hevesle düşmedim onun hikayesine ben.Tekinsiz karanlığımın kazası oldu Numan.Şunun şurasında karanlığım güvenilmezdi ama bana da aşikar değildi.Benim giden yanım güçsüz, kalan yanım acımasız.Bu tarafta kalan yanıma rastladı.Ayakta kalmanın sırrına vakıf olanların hepsi kadar bencildim bu dünyada kalan yanımla ve haksızlığa uğramış olmanın verdiği güçle güçlüydüm.İncinmemi gerektirecek ne varsa giden yanıma yükleyip götürmüştüm.Denize düşenin yılana değil, kendisini kurtarmak için uzanan ele sarılmaktan başka yol bulamadığı bir gerçekler manzumesinde lügatini yalnızca benim tanzim ettiğim yabanıl bir dildi konuştuğum.Sadakat, ahde vefa.Kalp kırma korkusu.Kendini bir başkasının yerine koyma.Onun azalarıyla hareket, onun hissiyle hissetme, fikriyle fikretme.Yoktu. Yoktu bunlar benim lügatimde, hayatın o kadar ortasında kalmıştım.Genzimde tükenmeyen acı yeşil keskin kezzap kokusu, kendimi yerine koyabileceğim, yine kendimdim en fazla. Ölmemek için öldürmem gerektiğini biliyordum.Bu yüzden beni tutanın üstüne yığılıyordum.Acımıyordu canım.Bir canım vardı.O da bana lazımdı./s.213



    …İnsan içindeyken yangının hacmini bilmiyor. Bilmek için geride kalan küllere bakmak gerek.Yorgunum, çok yorgunum…

    .

    .

    .

    Diyemedim; aşkın başladığı, kalbin kıpırdadığı anı hayranlığın şiddetiyle fark etmedim ben.Aşkın kalbimde nasıl geliştiğini anbean seyretmedim.Büyülü bir dokunuş nikabımı sermedi.Bir yağmur uykusuna düşmedim, uyandığımda bütün yaralarım sağalmadı.İstanbul’un pembe çiçek açmış bütün badem ağaçları ben değilim şimdi.Ben sarmadım bütün servi ağaçlarını evvel baharda, güya gül sarmaşık değilmişim.Öyle kamaşmadı gözlerim, öyle ışımadı içim.Etime bıçakla kazılı yazıyı silebilirdim yerinden.Yapamadım.Sadece hicap üstüne hicap, azap üstüne azaptım.

    Oysa olabilirdi.Her defasında yeniden olabilirliği, aşkın en büyük suçu ama en büyük mucizesi.Her defasında, bir daha olmaz, denilenin üzerine gelmesi.Çünkü, mahiyeti, değişmek olan kalp, bir daha tekrarlanmaz zannedileni tekrarlıyor.Oysa benim kalbim orada bir taş gibi duruyor. /s.229





    Tanrım, kanatlanmaya kalktıkça düşüşümdem şikayet etmeyeceğim artık sana.Ama tek bir kelime ver bana.Öyle bir kelime ki onunla bütün manaları konuşmak mümkün olsun.Ya da tek bir harf, tek bir cümle.Çok şey istiyorum biliyorum.Zan sahipleri, bir harfin, bir cümlenin peşinde zannediyor beni.Ama sen biliyorsun.





    / Nazan Bekiroğlu /
     

Bu Sayfayı Paylaş