Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

'Yabancı Diller' forumunda badem tarafından 12 Tem 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Bir dili öğrenmek; dilin kelime dağarcığını, gramerini ve bu dilde iletişim kurmaya yarayan mesajları anlayabilmek için gerekli olan dilin ses yapısını öğrenmeyi de ifade eder.

    Bu düşünceyi biraz daha detaylandıralım. Diyelim ki Türkçe'yi ana dil olarak konuşuyorsunuz ve Çince öğrenmek istiyorsunuz. (Linguistler burada Türkçe'yi L1'iniz, Çince'yi de L2'niz olarak adlandıracaklardır) Eğer başlangıç seviyesindeyseniz Çince'ye ilişkin olarak size söylenen şeyleri, düşüncelerinizi Türkçe olarak yürütebilir ve size Türkçe söylenen şeyleri anlayabilirsiniz fakat, Çince olarak düşünemez veya size söylenenleri Çince olarak anlayamazsınız.

    Çince çalışan ve öğrenen birisi olarak bu yazı, size bunu daha etkili olarak gerçekleştirmenin yollarını gösterecek, yeni fikirler verecektir. Çince düşünebilme yeteneğiniz ve size Çince söylenenleri anlayabilme kaabiliyetiniz şüphesiz zamanla gelişecektir. Bu tabi bir neticedir çünkü Çince'yi çalıştıkça ve öğrendikçe, bu dilin kelime dağarcığını, gramerini ve ses sistemini daha iyi kavramış olacaksınız. Asla mükemmel derece de Çince öğrenemeyeceksiniz fakat, Çince konuşan birisiyle diyalog kurdukça bu dilde iletişim kurmayı öğrendiğiniz için kendinizi kutlayacaksınız. Ayrıca Çince konuşan birisinin anlatmaya çalıştığı düşünceyi tüm boyutlarıyla anlayamayabilirsiniz de. Bununla birlikte Linguistlerin "communicative competence" (iletişimsel kaabiliyet) dedikleri üzere, Çince'yi kullanma ve anlama bilginiz gelişecektir. Peki hangi seviyeye geldiğinizde gerçekten Çince konuştuğunuzu söyleyebilirsiniz?

    "ingilizce konuşabiliyorum" ya da "Çince biliyorum" ifadeleri, bunu kullanan her bir kişinin kültürel alt yapısı ve kişiliğine bağlı olarak farklı şeyleri ifade eder. Bu çeşitlilikten dolayı dili kullanma becerisini ölçen farklı sistemler geliştirilmiştir. Bunlardan bazıları International Language Roundtable (ILR) ölçeği ve önceleri kullanılan ancak hala popüler olan Foreign Institute Service (FSI) ölçeğidir.
    FSI ölçeği, dil öğrenme yeterliliklerini altı seviye üzerinden düşünür. Aşağıdaki seviye tablosuna bakarak öğrendiğiniz dil(ler)de hangi seviyede olduğunuzu söyleyebilir misiniz?

    Seviye 0 - DİLLE İLGİLİ HİÇBİR BİLGİNİZ YOK: Yarış çizgisinin henüz başında olduğunuzu ifade eden durum
    Seviye 1 - İLK YETERLİLİK: Yemek siparişi verebilir, kibarlık cümleleri kurabilir, isim, zaman gibi çok aşina olduğunuz konularda soru sorabilir ya da cevap verebilirsiniz. Telaffuz konusunda ciddi problemleriniz vardır
    Seviye 2 - SINIRLI KULLANIM YETERLİLİĞİ: İşe ilişkin ve sosyal konularda dili kullanabilirsiniz. Güncel olaylar, kendiniz, aileniz hakkında konuşabilirsiniz. Belirgin bir yabancı aksanıyla konuşursunuz.
    Seviye 3 - PROFESYONEL KULLANIM YETERLİLİĞİ: Gerek resmi gerekse gayri resmi olarak sosyal ortamlarda ve iş ortamında dili kullanabilirsiniz. Normal seviye ve hızdaki bir konuşmayı anlayabilecek kadar kelime bilginiz gelişmiştir. Hala aksanınız vardır, ancak bu sizinle konuşan kişiyi rahatsız edecek derecede değildir.
    Seviye 4 - TAM KULLANIM YETERLİLİĞİ: Dili doğru olarak kullanabilir ve hemen her konuda dili konuşabilirsiniz. Dili hem konuşurken hem de dinlerken doğru şekilde yorumlayabilirsiniz. Nadiren telaffuz ya da gramer hatası yaparsınız.
    Seviye 5 - ANAL DİL YA DA ÇİFT ANADİL YETERLİLİĞİ: Öğrendiğiniz dili ana dil olarak kullanan eğitimli birisi gibi konuşabilirsiniz. Konuşurken kültürel konuları ve deyimleri de ustalıkla kullanabilirsiniz. (Bu seviye genellikle sadece çocuklar tarafından elde edilebilir)

    Yukarıdakiler kesin birer ayrım olmamakla birlikte 3+ veya 2- vs. gibi tali yeterlilik durumları da olabilir. Dil öğrenen birisi olarak tam kullanım yeterliliğine kadar giden seviyeleri kat etmenin çok zaman alacağını bilmeniz gerekir. Mesela Seviye 0'dan seviye 1'e geçişiniz 12 hafta sürerken, Seviye 3'ten Seviye 4'e geçişiniz 4 yıl sürebilir. Ayrıca ana diliniz ve öğrendiğiniz dil arasındaki akrabalık ilişkisinin varlığı / yokluğu, dili öğrendiğiniz çevre de bu gelişimin ne kadar zaman alacağı üzerinde etkili olacaktır. Yaşayan bir dil değil de, Latince, Antik Yunanca ya da Sanskritçe gibi ölü dillerden birisini öğreniyorsanız bu seviyeleri yeniden belirlemek gerekebilir.
    Şimdi "bir dili konuyorum" demenin neyi ifade ettiğine tekrar dönelim. Şahsen eğer öğrendiğim dilde FSI Seviye 3'te isem bu dili konuştuğumu söyleyebilirim - bunun altındaki bir seviyede ancak bu dili öğreniyor olduğumu söyleyebilirim. Daha da önemlisi dil gelişim sürecinizi düzenli olarak test etmeniz, bu konuda nasıl bir mesafe kat ettiğinizi anlamay çalışmanız ve asla boşvermemeniz gerekiyor.
     
  2. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    “Teorinin anlatmak istediği; dil edinimi, anadil yada yabancı dil, gerçek mesajların anlaşılması ve dil edinen kişinin ‘savunma pozisyonunda’ olmaması halinde gerçekleşir...
    Dil edinimi gramer kurallarının bilinçli olarak fazlasıyla kullanımı ve sıkıcı kalıpları gerektirmez. Ancak bir gecede gerçekleşmez tabiki. Gerçek dil edinimi yavaş bir süreçtir ve konuşma becerileri, şartlar mükemmel dahi olsa, dinleme becerilerinden bariz bir süre sonra gerçekleşir. En iyi yöntemler gergin olmayan ortamlarda, öğrencinin duymak isteyeceği ‘anlaşılır mesaj’ sağlayanlarıdır. Bu metodlar üretimin, iletişime yönelik ve anlaşılır yeterli mesaj alımıyla gerçekleşeceği, üretimin dayatılması ve yanlışların düzeltilmesinin bir işe yaramayacağının bilincinde olarak öğrencileri yabancı dilde erken üretime zorlamaz, ‘hazır’ olduklarında üretmelerine izin verir.”

    Yabancı dil edinimi konusunda beş temel hipotez mevcuttur.

    1. EDİNME-ÖĞRENME AYRIMI (THE ACQUISITION-LEARNING DISCTINCTION)

    Yetişkinler bir dilde yetkinlik kazanmak için iki farklı yok takip edebilir: dil öğrenme ve dil edinme.
    Dil edinimi bir çocuğun dil öğrenmesinden çok ta farklı olmayan bilinç altı bir süreçtir. Dil edinim süreci içindekiler dilbilgisi kurallarının farkında değildir ancak, daha ziyade neyin doğru olduğuna dair bir “his” geliştirirler. “Teknik olmayan bir ifadeyle edinme ‘dili kapma’dır.”

    Dil öğrenimi, buna mukabil, “yabancı bir dile ait bilinçli bilgidir, kuralları bilme, farkında olma ve bunlar hakkında konuşabilmektir.” Böylelikle dil öğrenimi bir dil hakında birşeyler öğrenmeye benzetilebiler.

    Edinme-öğrenme ayrımı hipotezi, yetişkinlerin çocuklarda olan dil edinme yeteneğini kaybetmediğini iddia eder. Yanlış düzeltiminin çocukların anadillerini öğrenmelerinde çok az etkisi olduğu ispatlanmıştır böylelikle yanlış düzeltiminin dil ediniminde çok az etkisi söz konusudur diyebiliriz.

    2. DOĞAL SIRA HİPOTEZİ (THE NATURAL ORDER HYPOTHESIS)

    Doğal sıra hipotezi dilbilgisi yapılarının edinilmesinin tahmin edilebilir bir sıra dahilinde gerçekleştiğini söyler. Herhangi bir dilde, öğrenen kişinin ana dili etkili olmaksızın bazı yapılar erken edinilirken bazıları daha geç olur. Ancak bu, dilbilgisinin bu doğal edinim sırası takip edilerek öğretilmesi gerektiği anlamına gelmez.

    3. MONİTÖR HİPOTEZİ (THE MONITOR HYPOTHESIS)

    Bir kimsenin bilinçaltı yoluyla öğrendiği dil “yabancı dildeki konuşmalarımızda söz sahibidir ve akıcılıkta etkilidir”, ancak bilinçli olarak öğrenilen dil, düşünme ve düzenleme için yeterince vakit olduğu durumlarda bir editör gibi hareket eder, şekle odaklanır, kuralları bilir, mesela bir dil sınıfında gramer testinte olduğu gibi yada dikkatle bir kompozisyon yazarken. Bu bilinçli editör Monitör olarak adlandırmaktadır.

    Her birey monitörünü farklı şekillerde, başarı dereceleri farklı olmak üzere kullanır. Aşırı monitör kullanıcıları monitörlerini her zaman kullanmak ister ve nihayetinde “doğruluğa o kadar önem verirler ki kesinlikle akıcı konuşamazlar”. Yetersiz monitör kullanıcıları ya dili bilinçli olarak öğrenmemiştir yada dile ait bilinçli bilgilerini kullanmamayı tercih eder. Başkalarının düzeltmeleri bunlar üzerinde etkili olmasa da bir doğruluk “hiss”i ile genellikle kendi yanlışlarını düzeltirler.

    Öğretmenler “gerekli olduğunda ve iletişime engel olmadığında monitörünü kullanan” ideal monitör kullanıcıları yetiştirmeyi hedeflemelidir. “Bunlar normal konuşmalarında bilinçli gramer bilgisini kullanmazlar, ancak yazıda ve planlı konuşmalarda kullanırlar. “İdeal monitör kullanıcıları öğrendikleri yetkinliği edindikleri yetkinliği tamamlamak üzere kullanırlar.”

    4. MESAJ HİPOTEZİ (THE INPUT HYPOTHESIS)

    Mesaj hipotezi dil edinimi sürecindeki bir bireyin zamanla nasıl yetkinlik kazandığı sorusuna cevap verir. Bu hipopotez, “i seviyesi”nde olan birinin “i+1 seviyesi”nde anlaşılabilir mesajlar alması gerektiğini söyler. “Bizler, diğer bir ifadeyle, ancak şu anki seviyemizin biraz üzerinde yapılar içeren bir dili anladığımızda edinim gerçekleşir.” Dinlediğimiz yada okuduğumuz dilin bağlamı ve dünyaya dair genel bilgilerimizi kullanmamız suretiyle bu anlayış mümkün olabilir.

    Ancak, tam olarak i+1 seviyesinde mesajlar alma yerine yada bize i+1 seviyesinde gramer kuralları öğretecek bir öğretmen bulma yerine anlaşılır konuşmalara odaklanmalıyız. Bunu yaparsak ve bu tür yeterince mesaj alırsak zaten aslında i+1 seviyesini geçmiş oluruz. “Üretme becerisi, ortaya çıkar. Doğrudan öğretilmez.”

    Bu hipotezin delilleri bir yetişkinin çocukla konuşmasının, bir öğretmenin dil öğrencisiyle konuşması ve yabancı bir konuşma arkadaşının bir dil öğrencisiyle konuşmasının etkinliğinde bulunabilir.
    Bu hipotezin bir sonucu da dil öğrencilerine başlangıç itibariyle bir dilde üretime geçmeden önce, edindikleri yetkinliği şekillendirdikleri bir “suskunluk dönemi” verilmesi gerektiğidir.

    Dil edinenler bir dilde edindiklerinin ötesinde istihsale çalışırlarsa anadillerinde edindikleri kuralları uygulamaya yönelirler, bu şekilde iletişim kurabilirler ancak yabancı dilde ilerleme katedemezler.

    5. ETKİN FİLTRE HİPOTEZİ (THE AFFECTIVE FILTER HYPOTHESIS)

    Motivasyon, öz-güven ve endişe, alınan anlamlı mesajların kalıcılığı ve kuvvetini artırmak yada düşürmek suretiyle dil edinimini etkiler.

    Yabancı dil öğrenme konusunda bu beş hipotez şu şekilde özetlenebilir: “1. Edinim öğrenmeden daha önemlidir. 2. Edinmek için iki şart gereklidir. İlki anlaşılır (yada daha iyisi anlaşılan) ve öğrencinin mevcut seviyesinin biraz üzerinde mesaj, ikincisi mesajın ‘içeri’ girmesine olanak tanıyacak nitelikte bir filtre.

    Bu bulgular ışığında sınıf içi dil eğitimi faydalı olur mu? sorusu akıllara geliyor. Sınıf içi eğitim “gerçek dünya”dan mesaj alabilecek dil seviyesine sahip olmayan yada gerçek hayatta insanlarla iletişim kurma gibi bir imkanı olmayan öğrencilere gerekli miktarda anlaşılabilir mesaj sunuyorsa faydalı olur. Ayrıca öğrencilere, dış dünyadan daha iyi faydalanmaları için iletişim vasıtaları sunması halinde faydalı olabilir ve Monitor kullanıcılarına bilinçli öğrenme konusunda yararlı olur.

    Dil yetkinliği derecesi ile sınıfta yada bir dilin konuşulduğu yerde bulunma süresi, öğrencinin yaşı ve kültüre aşina oluşu arasında kıyaslamalar yapan çok sayıda araştırma çalışması yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçları yukarıdaki hipotezlerle örtüşmektedir: gergin olmayan ortamlarda alınan anlaşılır mesaj ne kadar çok olursa edinilen dil yetkinliği o kadar fazla olur.
     
  3. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Şu tür ricalara sıklıkla rastlarız “X dilini öğrenmek istiyorum. Biri bana iyi bir ders kitabı tavsiye edebilir mi?” yada “civarda X dilinin öğretildiği kurslar var mı?”

    1.1.1 İnsanlarla bir araya gelme
    Dil akademik bir konu değildir. Dil insanlar arasında, yaşayarak gerçekleşen birşeydir. Bireyler dünyayı bireysel olarak tecrübe eder ki buna algı diyoruz. Toplumlar dünyayı beraber tecrübe eder; bu dildir. Böylece akıllıca prensiplerden ilkini insanlarla biraraya gelme olarak belirleyebiliriz. Ve bunu gerçekleştirmenin altın kuralı:
    Tecrübeler etrafında, dili kullanarak insanlarla bir araya gelin.

    Mesela bir dili öğrenmeye yeni başladınız ve birisi size odadaki nesneleri işaret ediyor ve isimlerini söylüyor, bu kişiyle dili kullanarak tecrübe paylaşıyorsunuz. Yada bu dilde daha ileri bir seviyedesiniz ve birine babanızın mağazasının fotoğrafını gösteriyorsunuz. Arkadaşınıza tarif etmeye çalışıyorsunuz. Sizi tam olarak anlayamıyor ve daha iyi ifade edebilmeniz için size yardım ediyor. Bu kez siz onun ne dediği anlamakta zorlanıyorsunuz. Bu şekilde olay sürüyor. Buna bazen anlamın müzakeresi de denir. Fotoğraf etrafında anlamı müzakere ederek dili kullanarak insanlarla tecrübe paylaşmış oluyorsunuz. Veya çok daha ileri bir seviyede olduğunuzu varsayalım, birisi size katıldığınız yeni çevrenin geçmişine dair sizin bilmediğiniz bazı şeyler anlatıyor. Bu toplumun tecrübesidir. Toplumlar yalnız dil yoluyla olmak kaydıyla dolaylı olarak birçok tecrübe paylaşırlar. Şu anda siz de toplumun tecrübe ve bilgilerini sinizle paylaşacak insanlarla bir araya geliyorsunuz. İnsanlarla dil vasıtasıyla tecrübeleri paylaşmak üzere bir araya geldiğiniz müddetçe ilerleme kaydeceksiniz.

    “X dilini öğrenmek istiyorum; nereden ders kitabı bulabilirim” diyen insanlara dönersek, sorulabilecek daha iyi bir başlangıç sorusu “X dilini öğrenmek istiyorum; bu dili konuşan insan nasıl bulabilirim.” İnsanlar bu soruyu ne kadar da seyrek soruyorlar. Ne tuhaf.

    1.1.2 Anlama
    İkinci prensip anlama prensibi. X dilinde insanların ne dediğini anlamanız gerekir. Buradan ikinci altın kurala ulaşabiliriz:
    İnsanların söylediği, anlayabileceğiniz herşeye dikkat edin.

    Şu anda, henüz bilmediğiniz bir dilde söylenenleri nasıl anlayacağınızı merak edebilirsiniz. İnsanların size anlayabileceğiniz birçok şey söyleyeceği aktiviteler düzenleyebilirsiniz.

    Bu kuralın neden önemli olduğunu biliyor musunuz? X dilini o dili konuşanlar gibi konuşabilmeyi istiyorsunuz. O halde, insanların neler söylediğini dinlemeniz gerekir. Hiçbir dil ders kitaplarından öğrenilemez. Bu şekilde devam ederek sonunda, saatlerce bu dili konuşan insanları anlayacaksınız. İnsanların söylediği şeylere aşina olacaksınız. Hatta, sık sık kendi kendinize “ A, demek ki bunu böyle diyorlarmış” diyeceksiniz. Henüz başlamadı iseniz bunu hayal etmezi zor gelebilir.

    Kelime ve cümle ezberleme konusunda birşey söylemediğimizi farketmişsinizdir. Ezberleme belirli amaçlar için önemli bir aktivite olabilir. Ancak çoğu insan için ezberleme vakit kaybı anlamına gelir ve bu işe harcayacağınız vakit insanlarla birarada olma ve anlama eylemlerinden çalınmımş vakit demektir. Ezberlemek yerine insanlarla bir arada bulunur ve anlamaya çalışırsanız daha hızlı ilerlersiniz.

    1.1.3 Konuşma
    Üçüncü önemli prensip konuşma. Üçüncü altın kuralın birçok farklı şekilde ortaya konabilir:
    Konuşmanızı geliştirebilmek için çokça konuşmanız gerekir, kendi düşüncelerinizi kendi kelimelerinizle ifade etmek.

    Birşeyi anlamak ile, gerektiğinde bu şeyi söyleyebilmek arasında katedilmesi gereken ek bir adım mevcuttur. Doğru hareket ettiğiniz takdirde anlama beceriniz üretkenlikten daha yüksek olacaktır.

    Ancak, dil öğrencisi insanlarla bir araya gelme, anlama ve konuşma yerine “lüzumlu ifadeler”, kelimeler, örnek cümleler ve kuralları ezberleme ve sonra konuşma, insanlarla bir araya gelme ve sonra anlama yolunu seçerse anlama becerisi üretkenlik kadar kuvvetli olmayacaktır.

    1.1.4 Evrilme
    Önemli kuralların sonuncusu evrilmedir. Bunun anlamı, dili kullanma becerinizin zamanla değişmesidir, buna paralel olarak, insanlarla birlikte olma, anlama ve konuşma etkinliklerine olan yaklaşımınızı değiştirmeyi isteyeceksiniz. Son altın kural şu:
    Dil öğrenme aktivetelerinizi dil becerisinde ulaştığınız en son seviye doğrultusunda belirleyin
     
  4. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Bugün popüler dil öğretim metodları arasında grammar-translation, audio-lingualism, cognitive-code, the direct method, the natural approach, total physical response, and Suggestopedia yer almaktadır. Bu metodlar yabancı dil edinim teorisi ışığında değerlendirilecektir. Değerlendirmede şu kriteler kullanılacaktır:

    İdeal mesajların gereklilikleri: -- anlaşılırlık -- ilginç/ilgili olmak-- dilbilgisi eksenli olmamak -- miktar -- düşük filtre seviyesinde olmak -- konuşma yetkinliği için gerekli araçları sunmak

    Öğrenim: -- Kolaylıkla öğenilen ve uygulanan ancak henüz edinilmemiş kurallar -- Monitör kullanıcıları -- Öğrencinin yeterli zamanı olması ve formalara odaklanmasıyla sınırlıdır.

    1. GRAMMAR-TRANSLATION
    Gramer-çeviri genellikle dilbilgisi kuralının birkaç örnek cümle ile açıklanması, yabancı kelimelerin anadilde karşılıklarını içeren bir kelime listesi, dilbilgisi kuralları ve kelimeleri içeren bir okuma bölümü ve dilbilgisi ve kelimelerin kullanımı konusunda pratik yapmak için alıştırmalardan oluşur. Derslerin çoğu öğrencinin anadilinde yapılır. Gramer-çeviri metodu edinim için kaydadeğer bir fırsat sunamaz ve ağırlıklı olarak öğrenmeye dayanır.

    2. AUDIO-LINGUALISM
    Audio-lingual dersler genellikle derste üzerinde durulacak kelime ve dilbilgisi kurallarını içeren bir dialog ile başlar. Öğrenciler dialogu canlandırır ve sonunda ezberler. Dialogdan sonra, dialogta sunulan yapıların basit tekrar kalıpları, değişirme, dönüştürme, çeviri ile kuvvetlendirildiği kalıplar gelir. Bu metod ile edinim bir miktar mümkün olsa da, uygun ortamlarda çok daha fazla anlaşılır mesaj sunan daha yeni yöntemlerin sağladığı seviyede olamaz.

    3. COGNITIVE-CODE
    Bilişsel-kod, konuşma, dinleme, okuma ve yazma olmak üzere dört dil becerisini birden geliştirmeye ağırlık verme dışında gramer-çeviri metoduna benzer. İletişim yetkinliği üzerinde durulur. Gramer-çeviri metoduna göre daha fazla anlaşılır mesaj sunduğu için daha yüksek bir edinim sağlayacaktır ancak yeni yöntemler daha fazlasını sağlayacak ve daha iyi netice verecektir. Bu metotta da fazlasıyla öğrenmeye ağırlık verilir.

    4. THE DIRECT METHOD
    Birçok yaklaşım “doğrudan metod” olarak adlandırılmıştır; burada ele alınan yaklaşım öğrenilen dilde tartışmaları içerir. Öğretmen dilde örnekler kullanarak dilbilgisini ima yoluyla öğretir; öğrenciler sunulan örneklerden yola çıkarak dilin kurallarını tahmin etmeye çalışırlar. Öğretmenler ilgili konu hakkında sorular sorarak ve günün dilbilgisi kurallarını konuşmalarda kullanarak öğrenci ile sürekli etkileşim halindedir. Doğruluğa dikkat edilir ve yanlışlar düzeltilir. Bu metod şu ana kadar bahsedilenlerden daha fazla anlaşılır mesaj sunar ancak yine de fazlasıyla gramer ağırlıklıdır.

    5. THE NATURAL APPROACH
    Doğal Yaklaşımda yalnız öğretilen dilde konuşulur ve dersler edinim için gerekli mesajın sunulmasına ayrılmıştır. Öğrenciler anadillerini yada öğrendikleri dili kullanabilirler. Konuşmalardaki yanlışlar düzeltilmez. Derslerin amacı öğrencinin “düşünceleri hakkında konuşmak, görevleri yerine getirmek ve problemleri çözmek” üzere dili kullanabilmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım öğrenme ve edinme gerekliliklerini karşılamayı hedefler ve bu yolda büyük ölçüde başarılı olur. Başlıca eksikliği, sınıfiçi öğretimin dersin tüm öğrennciler için ilginç ve dikkate değer olabilmesiyle sınırlı oluşudur.

    6. TOTAL PHYSICAL RESPONSE
    Total Physical Response, TPR öğrencilerin öğretmenin, dildeki seviyeleri ilerledikçe zorluk derecesi artacak şekilde verdiği “otur”, “yürü” gibi komutları dinlemesi ve uygulamasını içerir. Öğrencinin konuşması ertelenmiştir ve öğrenci konuşma hevesi duyduğunda başlangıç itibariyle diğer öğrencilere komutlar verirler. Teori TPR yönteminin dil edinimi ile sonuçlanacağını söyler. İçeriği her zaman öğrenci için ilginç olmasa da diğer metotlardan daha iyi sonuç vermektedir.

    7. SUGGESTOPEDIA
    Suggestopedia dersleri küçük mevcutlarla yapılır ve yoğundur, edinimin gerçekleşebilmesi için stresin düşük olduğu, (müzik ve meditasyonla tamamlanan aktif ve pasif seanslar içerebilen) çekici ortamlar sağlamaya ağırlık verilir. Bazen öğrencilerin anadili başlangıçta kullanılır ancak genellikle yabancı dil kullanılır. Doğru atmosfer ve içeriğin özünü oluşturan dialogların canlandırılmasında öğretmenin rolü çok önemlidir. Suggestopedia, dilbilgisine gereğinden fazla önem vermezken ideal derecede mesaj sağlamaktadır.

    Uygulamalı dilbilim araştırmaları bu metodlar hakkında ne diyor? Uygulamalı araştırma gramer-çeviri, audio- lingual, bilişsel-kod gibi eski metodları yenilerden çok daha fazla araştırdı. Eski metodların neticeleri arasında çok küçük farklılıklar mevcuttur. Daha geniş miktarda araştırma gerekse de TPR ve diğer yeni yeni yaklaşımlar “eskilerinden çok daha iyi sonuç vermektedir.”

    O halde hangisi daha iyi, sınıf mı gerçek hayat mı? “Yabancı dil sınıflarının rolü öğrenciyi daha fazla yabancı dil edinimi için dış dünyayı kullanabilecek seviyeye getirmektir... Bunun anlamı, görevimiz öğrencilerin yabancı dil yetkinliğini dışarıda duyduklarını analyacak seviyeye getirmek için yeterli derecede anlaşılır mesaj sunmaktır... Diğer bir deyişle, tüm yabancı dil sınıfları geçicidir.”

    Gerçek hayatta, dil edinmeye çalışanlara yardım etmeye gönüllü yabancılarla yapılan konuşmalar çok faydalıdır. Bu yabancılar bir ebeveynin çocukla konuşmasından çok ta farklı olmayan bir surette “yabancı konuşması (foreigner talk)”na iştirak etmiş olurlar.
    Gönüllü okumalar da yabancı dil edinimi için yararlıdır, özellikle okuyucu anlayabileceği seviyede ve ilgisini çeken bir metin seçmede özgürse.
    Edinilen dilde içerik sınıflarına devam etmek ileri seviyedeki öğrenciler için yararlı olabilir, özellikle sınıf bu dili edinen öğrencilerden oluşuyorsa.


    Sonuçtan bir alıntı:
    “Burada sunulan teori tamamıyla doğru bile olsa ve benim tatbikata dair önerilerim uygun da olsa bitirmeden önce zikredilmesi gereken bazı ciddi sorunlar mevcut. Bunlar öğrenci ve öğretmenlerin dil edinimini birincil görmeleri ve anlaşılır mesajları dil edinimini teşvik eden araç olarak kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu problemlerin sebebi, dil ediniminin dil öğrenmeden iki büyük farkı olmasıdır: edinim yavaş ve içten olurken öğrenme hızlı ve, bazı insanlar için, aşikar olur... Sanırım muhafazakar bir dil edinim teorisi ve uygulamalarını sundum, muhafazakar çünkü bildiğim tüm empirik verilerle uyumlu olmayı hedefliyor. Binlerce insanın tarih boyunca takip ettiği dil edinme şekliyle uyumlu. İnsanlar yabancı dilleri başka şeylere odaklanmışlarken, ilgilerini çeken yada ihtiyaç duydukları bir konuda bilgi toplarken yada birarada olmaktan hoşlandıkları insanlarla ilişki içinde olarak, edindiler.”
     
  5. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Neden ikinci bir dil öğrenmelisiniz?

    Bugünün ve geleceğin global ekonomisinde etkili bir şekilde rekabet edebilmek için
    İş bulma şansınızı ve maaş miktarınızı artırmak için
    Kültürler arası ilişkiler ve başka dünyaları anlayabilmek için
    İngilizce kelime bilginizi ve dile hakimiyet gücünüzü artırmak için
    Kritik ve üretken düşünme kaabiliyetinizi artırmak için
    Yurtdışında seyahat ve eğitim imkanlarınıza zemin hazırlamak için
    Yabancı edebiyat eserlerini ve müzik ustalarını, filmleri orijinal dillerinde anlayabilmek için
    Üniversiteye kabul edilme yeterliliklerinden birini yerine getirmek için Ve çok beylik bir cümleyle başka bir dil ve kültürü öğrenmek, ilk olarak (ve sizin de istek sıranıza uygun olarak) kariyerinizi zenginleştirecek, ufkunuzu genişletecek ve hayatınıza zenginlik katacaktır.
    Peki hangi dil?
    Fransızca, Almanca veya İspanyolca?

    Aşağıda her bir dilin kelime dağarcığı, grameri ve telaffuzu açısından zorluk dereceleri gösterilmektedir.

    Kelime Dağarcığı Olarak
    FRANSIZCA
    Daha az zor, kelimelerin çoğu İngilizce'yle benzerlik gösterir
    ALMANCA
    Daha az zor, kelimelerin çoğu İngilizce'ye benzer
    İSPANYOLCA
    Daha zordur, Endülüs Emevilerinden kalan Arapça etkisinden dolayı kelimelerin pek azı İngilizce'yle benzerlik gösterir
    Gramer
    FRANSIZCA
    Özellikle geçmiş zaman ve dilek kiplerine bağlı olarak daha az zor denebilir
    ALMANCA
    İsimler ve sıfatlara bakılarak daha zor olduğu söylenebilir
    İSPANYOLCA
    Geçmiş zaman ve dilek kiplerine bakılarak daha zor olduğu söylenebilir. Bir de "olmak - to be" fiili için iki ayrı fiil bulunur
    Telaffuz
    FRANSIZCA
    Daha zor; kuralların yanında hayli istisna sözkonusudur, bazı sesler Türkçe'de de İngilizce'de de yer almazlar
    ALMANCA
    Bazı kısımları zordur, yazıldığı gibi okunur, bazı Almanca sesler İngilizce'de yoktur
    İSPANYOLCA
    Daha az zordur, daha çok fonetiktir. İngilizce'de yer almayan pek az ses İspanyolca'da bulunmaktadır.

    Bir dili seçme ya da seçmeme konusunda zorluk derecesinin dışında nedenler olmalıdır. Dil öğrenenen kişiler, ilgi alanlarına giren, kültürel, iş hayatı ve eğitimi amaçlarına uyan dillerde daha başarılı olurlar.

    Fransızca neden öğrenilir?

    Beş kıtada 43 ülkede 200 milyondan fazla insan tarafından konuşulur
    Mutfak kültürünün, modanın, kişisel otomobil ürünlerinin, mimari, sanat, tiyatro ve dansın uluslar arası dilidir
    Birleşmiş Milletler'in resmi ve hali hazırda kullanılan dilidir
    İnternet'in ikinci dilidir
    Dünyanın en geniş ticari bloklarından olan Avrupa Birliği'nin resmi dilidir
    Kanada'da İngilizce ile birlikte ikinci dil olarak kullanılır
    25'ten fazla Afrika ülkesinde ticaret ve iş hayatının resmi dilidir
    Bütün İngilizce kelimelerin neredeyse yarısı (%40-50)si Fransızca'dan gelir
    Dünya genelinde İspanyolca ve Almanca'ya göre daha fazla anlaşılır bir dildir
    Fransa dünyanın en önemli turizm merkezlerinden birisidir
    AŞAĞIDAKİ ALANLARA İLİŞKİN KARİYER HEDEFLERİ OLANLAR İÇİN FRANSIZCA İDEALDİR:
    Güzel sanatlar, mimarlık, sinema, mutfak kültürü, inşaat mühendisliği, dans, uluslar arası ilişkiler, moda, linguistik, edebiyat, tıp, müzik, felsefe, ilahiyat, bilim, uzay/hava bilimleri, telekomunikasyon ve tiyatro.

    Neden Almanca öğrenmelisiniz?

    Avrupa'da yaygın olarak konuşulan bir dildir. Almanca, Avusturya, Lihtenştayn ve İsviçre'nin resmi dilidir ve Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya, Rusya, Belçika ve Lüksemburg'ta da yaygın olarak konuşulmaktadır.
    Avrupa Birliği'nin anahtar dilidir, merkezi ve doğu Avrupa pazarlarında kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır.
    Almanya ABD'nin en büyük Avrupalı ticari partneridir
    Avrupa, Rusya, ve Asyanın bir bölümünde, bilimsel ve ticari alanlarda yaygın olarak kullanılan bir dildir.
    Fransızca ve İspanyolca'ya göre köken itibariyle Germanik bir dil olan İngilizce'ye daha yakındır.
    Almanca konuşulan Avrupa ülkeleri ABD'li turistler için popüler turizm merkezlerindendir.
    60 milyondan fazla ABD vatandaşı köken olarak Alman kültürüne aittir.
    Almanca aşağıdaki sahalarda kariyer hedefleyenler için idealdir:Astronomi, sanat tarihi, biyokimya, biyomedikal fizik, botanik, kimya, dizayn, mühendislik, film çalışmaları, genetik,linguistik, bilimsel metodoloji ve mantık, moleküler biyoloji, müzik, yakın doğu çalışmaları, felsefe, fizik, psikoloji, ilahiyat ve zooloji

    Neden İspanyolca Öğrenmelisiniz?

    İspanya'nın, ABD vatandaşlarının pek çoğunuyla birlikte Orta ve Güney Amerika ülkelerinin yaygın olarak kullanılan dilidir
    Dünya genelinde 21 ülkede ve beş kıtada yüz milyonlarca insan İspanyolca kullanmaktadır
    Dünyada 300 milyon insan tarafından kullanılan beşinci yaygın dildir
    ABD nüfusunun yüzde onuna tekabül eden 17.5 milyon kişi İspanyolca konuşmaktadır
    2020 yılı itibariyle, ABD vatandaşlarından 51 milyonunun İspanyolca konuşması beklenmektedir. Özellikle kuzey batı bölgelerinde yaşayan insanların
    Dünyada sakinleri ispanyolca konuşan dördüncü büyük şehir Los Angeles'tir.
    Meksika ve Güney Amerika'yı gezmeyi düşünenlerin İspanyolca bilmeleri büyük kolaylıklar sağlayacaktır
    ABD'de okumayı ya da yaşamayı düşünen ve bunun için Kaliforniya, Nevada, Southwest, Florida ve New York gibi İsponyolca konuşan nüfusun yoğun olduğu yerleri seçenlerin İspanyolca bilmeleri işlerini büyük ölçüde kolaylaştıracaktır.
    İSPANYOLCA BİLMEK AŞAĞIDAKİ SAHALARDA KARİYER HEDEFLEYENLER İÇİN UYGUNDUR:
    Ziraat, bankacılık, işletme, iletişim, inşaat, kriminoloji, acil yardım servisleri, gazetecilik, tıp, öğretmenlik, seyahat endüstrisi

    Yukarıda mercek altına aldığımız dillerden herhangi birisine hakimiyetiniz aşağıdaki sahalarda kariyer yapmanızın yolunu açarGüzel sanatlar, mütercimlik, bankacılık, gazetecilik, ticari danışmanlık, kütüphanecilik, tıp araştırmaları, diplomasi, optik, eğitimsel yazılımlar, yayıncılık, mühendislik, güvenlik donanımları, moda, spor yayıncılığı, finansal servisler, öğretmenlik, kamu sektörü, telekomünikasyon, insan kaynakları, bilişim teknolojisi, seyahat ve turizm endüstrisi.
     
  6. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Çoğunuz daha iyi notlar almak istersiniz fakat puanlarınızı yükseltmenize tam olarak neyin yardımcı olacağından emin değilsinizdir. Odaklanmada sorun yaşıyor veya çok çabuk sıkılıyor olabilirsiniz. Daha iyi notlar almak için çok fazla çalışmanız gerektiğini düşünebilirsiniz. Fakat mesele bu değil. Daha iyi hatırlamanızı, daha etkili çalışmanızı, daha kısa zamanda daha çok şey öğrenmenizi, daha fazla bilgiyi aklınızda tutmanızı ve fiilen daha iyi notlar almanızı sağlayacak şekilde odaklanmanıza yardım edecek birkaç basit teknik mevcuttur.

    10. Her dersi takip edin: Bu teknik sıkça gözden kaçırılır. Bazı öğrenciler sabah uyanmakta güçlük çekebilirler. Bazıları da alışverişe gitmek için okulu ihmal eder. Bir saat derse gitmeyen çoğu öğrencinin bunu telafi etmek için birkaç saate ihtiyacı vardır.

    9. Sınıfın ön tarafında oturun: Sınıfın ön tarafında oturmanızın yanınızda oturan kişiyle ayak şakası yapmanızı güçleştireceğini biliyoruz. Fakat ön sırada oturmak, derse odaklanmanızı ve daha çok dikkat etmenizi sağlamak suretiyle daha fazla bilgiyi aklınızda tutmanıza yardımcı olur. Bu aynı zamanda profesörün yüzünüzü tanımasına imkan verir ve not zamanı geldiğinde daha sevecen duygulara sahip olmasına yol açabilir. Profesörler bazen tanıdıkları öğrencilere karşı, arka sıralardaki yüzü bilinmeyen öğrencilere olduğundan daha müşfiktirler.

    8. Sınıfta soru sormaya ve cevap vermeye istekli olun: Bu sadece öğretim üyesinin daha fazla dikkatini çekmez, aynı zamanda sıkılmanızı ve uyumanızı engeller. Bunun ek faydası, söylesinler veya söylemesinler, bazı öğretim üyelerinin size sınıftaki katılımınızdan dolayı fazladan kredi vermeleri olacaktır.

    7. Ödevlerinizi vaktinde tamamlayın: Bu, diğer dersler, işler ve sosyal yaşamınız yüzünden genellikle zor olur. Okuma ödevlerini vaktinde tamamlayan öğrenciler daha çok şeyi akıllarında tutar ve sınavlar için daha az çalışmak zorunda kalırlar. Ödevlerinin tamamını yapıp final sınavları için rahatça çalışmaya başlayan öğrenciler tanıyoruz, oysa arkadaşları için bu sınavlar bir kabustur. Bunun kolay bir şey olmadığını biliyoruz.

    6. İlk anda hoşunuza giden ve ilginç bulduğunuz dersleri seçin: Bir dersten hoşlanır ve onu ilginç bulursanız, doğal olarak sıkılmadan daha fazla ilgilenebilirsiniz. Muhtemelen dersleri ve okuduklarınızı daha fazla hatırlarsınız. İlginizi çekecek ve sizi çalışmaya sevk edecek ilginç bölümleri seçin.

    5. Her gün küçük bir bölümü çalışın: Her gün küçük bir bölüm çalışmak, her hafta 10 saatlik ders boyunca öğretilenleri topluca öğrenmeye çalışmaktan çok daha kolaydır. Böylece, evde sizi bekleyen bir yığın çalışma yükü için suçluluk duygusuna kapılmadan diğer şeyler için daha fazla boş zamana sahip olabilirsiniz.

    4. Test tipleri konusundaki güçlü ve zayıf yanlarınızın farkında olun: İnsanların değişik test tiplerine karşı tutumları farklık gösterir. Bazıları çoktan seçmelilerin veya kısa cevapların üstesinden daha iyi gelirken, kimileri de kompozisyonda iyidir. Şayet test tipini seçme imkanı verilirse, daha üstün olduğunuz tipi seçin. Bu alanlardan birinde zayıfsanız, nasıl daha iyi hale gelebileceğinizi öğrenmenizi öneririz. Ayrıca, profesörünüzün not verirken kullandığı ölçütleri de iyi anlayın.

    3. Bir çalışma grubu oluşturun veya mevcut bir gruba katılın: Karmaşık materyalleri veya fazlaca okuması olan dersleriniz varsa, arkadaşlarınızla bir çalışma grubu oluşturmayı düşünün. Birbirinize sorular sorun ve açıklamalar yapın. Şayet çok büyük bir materyal yığını varsa, birbirinize rapor etmek üzere parçalara bölebilirsiniz. Grup içindeki diğer şahıslardan daha fazla şey bildiğinizi fark ederseniz, bu çalışma oturumlarından yine de daha karlı çıkabilirsiniz. Düşüncelerinizi formüle etmek için pratik yapmış olacaksınız. Arkadaşlarınızın notlarını C'den B'ye çıkarırsanız, sizin notunuz da muhtemelen B'den A'ya çıkacaktır. Bununla birlikte, testler aşırı rekabetçi ise ve notlar sınıfın seviyesine göre bir eğri oluşturacaksa, çalışma grubunuzun seviyesini ölçmeniz gerekir. Kendi başınıza çalışmak için zamanınız olsun.

    2. Çalışırken hedefler belirleyin ve ara verin: Ne kadar çalışmak zorunda olduğunuzu ve bunun ne kadar süreceğini hesaplayın. Belirli bir çalışma bölümünü tamamlamayı hedefleyin ve ondan sonra çalışmaya ara verin. Çalışırken konuya çok iyi odaklanın. Ara verdiğiniz zaman ayağa kalkın, etrafta yürüyün ve vücudunuzla beyninize kan akışı olmasını sağlayın. Bir arkadaşınızla çalışıyorsanız onunla konuşun ve diyalog kurun. Şayet bütün çalışmalarınızı son dakikaya bırakır ve kendinizi 7 saatlik çılgınca bir çalışma oturumunun içinde bulursanız ara vermeniz daha güç olacaktır, fakat yine de ara vermeniz kafanızın daha iyi çalışmasını sağlar. Ara verilerek düzenli hale getirilmiş bir çalışma, kendinizi kapıp koyuvermenizden daha çok işe yarar.

    1.Bir masa başında sandalyede dik oturarak çalışın: Bütün okuma, yazma ve öğrenme çalışmalarınızı masa başında, bir sandalyede dik biçimde oturarak yapın. İyi bir aydınlatma, temiz hava ve yanı başınızda içecek bir şeyler bulunmasına dikkat edin. Bu, çalışmadan daha fazla şey elde etmenin ve daha iyi notlar almanın en önemli tekniğidir. Pek çok kişi çalışmak için yere uzanır, yatağa oturur veya kanepeye yaslanır. Şayet yere uzanırsanız, uyuklamanız ve sonunda uykuya yenilmeniz mümkündür. Yayılıp oturursanız kafanız dağılır. İyi aydınlatılmış bir odada dik oturarak çalışırsanız, konuya daha iyi odaklanırsınız. Bu şekildeki bir saatlik çalışma, yatak veya kanepe üzerinde yapılan iki saatlik çalışmaya denktir. Bu, dinlenmek ve eğlenmek için daha fazla zaman anlamına gelir.

    İyi şanslar. İyi çalışma alışkanlıklarına sahip olduğunu bildiğimiz insanlar daha az streslidirler ve imtihan öncesinde daha az çalışmak zorunda kalırlar. Bu onların aynı zamanda daha iyi notlar almasını sağlar
    __________________
     
  7. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Dil öğretim sahasında gramer çoğunlukla yanlış anlaşılmıştır. Bu yanlış anlamanın temelinde gramerin dilin statik yapılarına dair keyfi kurallar toplamı olduğu görüşü yatar. Sorgulanması gereken diğer iddialar arasında yapıların öğretilmesinin gerekmediği, öğrencilerin bunları kendi kendilerine edinebilecekleri, ya da yapılar öğretilirse derslerin sıkıcı olacağıdır. Sonuç olarak, iletişim yada yetkinlik temelli öğretim yaklaşımları bazen gramer eğitimini büyük ölçüde sınırlar. Gramer hakkında mit diyebileceğimiz iddialardan bazıları şunlardır:

    Gramer doğal olarak edinilir; öğretilmesine gerek yoktur
    Bazı öğrencilerin yabancı dil gramerini öğretilmeden doğal olarak edindiği doğrudur. Mesela bazı göçmenler özellikle genç olanlarda durum böyledir. Ancak bu bütün öğrenciler için geçerli değildir. Göçmen gruplar arasında belirli bir yetkinlik kazandığı halde dili doğru kullanamayanlar mevcuttur. Asıl önemli soru kendi kendilerine İngilizce’yi doğru kullanamayanlara eğitim yoluyla yardım edilip edilemeyeceğidir.

    Belirli gramer öğelerinin öğreniminin başarılı öğrenciler için bile uzun bir süre gerektirdiği bir diğer gerçek. Carol Chomsky (1969) anadili İngilizce olanların yetişkinlik dönemlerinde hala bazı gramer yapılarını öğrenme süreci içerisinde olduklarını ortaya koymuştur. Böylelikle, diğer bir önemli soru öğrencilerin doğal dil öğrenim sürecinin eğitimle hızlandırılıp hızlandırılamayacığıdır.

    Bu soruya bir çok kaynaktan araştırma sonuçları bulunabilir. Pienemann (1984) herhangi bir eğitim olmadan aylar sürerken gramer eğitimi alan deneklerin bir üst aşamaya geçişlerinin iki haftada gerçekleştiğini göstermiştir.
    Kendi kendilerine öğrenemeyenlerin eğitim yoluyla gramer edinmesi konusunda araştırmalar form ağırlıklı eğitimin öğrencilerin doğru kullanım becerilerini geliştirdiğine işaret eder (Larsen-Freeman, 1995).

    Gramer anlamsız formlar topluluğudur
    Bu mitin kaynağı insanların gramer terimini fiil çeşitleri ve linguistic formlara dair kurallarla özdeşleştirmesidir. Bunula beraber gramer tek boyutlu ve anlamsız değildir. Dilin üç boyutu olan şekil, anlam ve kullanımı içine alır. Bu boyutlar birbiriyle bağlantılıdır. Buna rağmen her biri gramerde ayrı bir perspectif sunar.
    Herhangi bir gramer yapısını doğru, anlamlı ve yerinde kullanmak her yabancı dil öğrencisinin dikkat etmesi gereken üç boyuttur.

    Gramer keyfi kurallardan oluşur
    Gramer konusunda bazı ketyfilikler söz konusu olsa da keyfi kabul edilenlerin tümü aslında böyle değildir. Yeterince geniş bir bakış açısına sahipseniz kuralların mantığını anlamak mümkün.

    Gramer sıkıcıdır
    Bu mit gramerin yanlız tekrar ve ezber alıştırmaları yoluyla öğrenilebileceği düşüncesinden kaynaklanır. Gramer öğretmek öğrenciden kalıpları aptalca tekrar etmesini istemek yada kuralları ezberlemek değildir. Bunlar sıkıcı olabilir ve gramer öğretimini temin anlamına da gelmez. Ancak bu, alıştırmaların tümüyle gereksiz olduğu demek değildir, alıştırmalar anlamlı ve bir amaç dahilinde kullanılmalıdır. Öğrenciyi düşünmeye yöneten, yalnız mekanik cevaplar içermeyen alıştırmalar aynı zamanda eğlenceli olacaktır.

    Öğrencilerin öğrenme tarzları farklıdır. Her öğrenci grameri öğrenemez
    Araştırmalar bazı insanların diğerlerine nazaran daha analitik bir öğrenme tarzına sahip olduğunu göstermiştir. Hatch’a göre (1974) bazı öğrenciler dili kurallar oluşturarak öğrenir. Bunlar doğruluk açısından başarılı ancak dilin kullanımında başarılı değildir. Diğer bir grup Hatch’ın ifaddesiyle veri toplayarak öğrenir, dili akıcı olarak kullanırlar ancak doğruluk konusunda başarılı değillerdir. Bu araştırma her öğrencinin gramer öğrenip öğrenemeyeceği konusunda birşey söylemiyor. Bazılarının gramer öğrememeyeceğini gösteren bir araştırma da mevcut değil. Anadile hakimiyet ikinci bir dilin gramerinin de herkes tarafından öğrenebileceklerine bir delildir. Gramer de diğer şeylerden çok farklı olmadığına göre öğrenciler farklı derecelerde öğreneceklerdir.

    Gramer cümle ve onun alt seviyelerine ait fenomenlerle ilgilidir
    Gramer, cümle seviyesinde iş görür ve dilde mümkün olan sözdizimi ve kelime sıralamalarını idare eder. Ayrıca cümleden daha küçük seviyelerde özne yüklem uyumu vb. konularda da iş görür. Bununla beraber gramer kuralları cümle üzeri seviyelerde, yazılı ve sözlü anlatım seviyelerinde de uygulanır. Mesela, ‘tense’lerin kullanımında tercih cümle seviyesinde izah edilemez, bunun için bağlama bakmak gerekecektir. Grameri cümle yada cümle-altı seviyelerde öğretmek yanlıştır ve genel bağlam içerisinde bakıldığında görünüşteki keyfilik te ortadan kalkmış olacaktır.

    Gramer ve kelime hazinesi bilgi sahasına girer. Okuma, yazma, konuşma ve dinleme dilin dört becerisidir
    Gramer statik bir bilgi olarak düşünülebileceği gibi bir süreç olarak da algılanabilir. Dil öğretmenleri öğrencilerinin tüm dilbilgisi kurallarını tekrar edebilip te bunları uygulayamamalarından hoşnut olmayacaklardır. Öğrencilerin hedefi iletişime yönelik hedefleri doğrultusunda grameri kullanmaktır. Diğer alanlarda oduğu gibi bu da alıştırma gerektirir.

    Ne tür bir alıştırma gereklidir? Ellis (1993) yapısal bir müfredatın öğrencilere doğru gramer ürünleri ortaya koymayı öğretmekten daha faydalı olduğunu söyler. Gramer öğretimi öğrencinin bilincini artırmaya yönelik olmalıdır.

    Gramer bir dilin tüm yapılarına kurallar/açıklamalar getirir
    Şeylerin neden oldukları şekilde oldukları süregelen bir sorudur. Çünkü diller sürekli evrilir ve dilbilimcilerin açıklamaları her zaman için tam olamaz, dilin değişen yapısını takip etmeleri gerekir.

    Diller değişir ve ders kitaplarında yer alan kurallar da değişime tabi ve kategori dışı olarak görülmelidir. Gramer öğrenimi bir süreç olduğu gibi gramer de bir süreçtir. Her ikisi için de çok az statik şey söz konusudur.

    Sonuç
    Eğer dil öğretiminin amaçları arasında öğrencilere grameri doğru, anlamlı ve yerinde kullanmayı öğretmek varsa gramer öğretimi zorunlu hale gelir. Grameri statik bir keyfi kurallar sistemi olarak görmek yerine, şekil, anlam ve kullanım boyutlarıyla tanımlanan yapılardan oluşan akılcı, dinamik bir sistem olarak görmeliyiz
    __________________
     
  8. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Yabancı dil eğitimcileri arasında dil ve beyin üzerine araştırmalar konusunda süregelen bir ilgi mevcuttur. Dil öğrenimi doğal bir olaydır; hatta kendi kendine gerçekleşir. Beynin doğal olarak nasıl öğrendiğini anlayarak dil eğitimcileri alanlarında daha etkili olabilirler.

    Beyin Gelişimi: Eğitim Farklılık Doğurabilir mi?
    Beynin farklı bölgelerinin farklı işlevleri olduğu eskiden beri biliniyor. Mesela ön lobların soyut düşünme ve planlama, arka lobların görsel işlevler üstlenmesi gibi. Yakın zamanlara kadar bu özel bölgelerin, beynin özel bölümlerinin yapı ve işlevini belirleyecek şekilde genetik bir oluşuma sahip olduğu düşünülüyordu. Yani beynin belirli bölümlerinin doğuştan belirli bilgileri işlemek üzere tayin olduğuna inanılıyordu.

    Yeni veriler beynin önceden düşünüldüğünden çok daha esnek bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Beynin belirli bölgelerinin işlevlerinin doğuştan belirlenmediği, deneyim ve öğrenim yoluyla şekillendiği ortaya konulmuştur. Bilgisayar terimleri kullanarak tüm bireylerin doğduklarında sahip oldukları beynin işlem gücünü kullanabilmek için kendi yazılımlarını edinmek yada geliştirmek zorunda olduklarını söyleyebiliriz.

    Birçok çalışma bu görüşü desteklemektedir. Ancak, insanlar üzerinde bu tür çalışmalar yapılamayacağı için tümü hayvanlar üzerinde yapılmıştır ve bulguları insanlara yönelik kullanırken dikkat edilmesi gerekir.

    Yapılan bir incelemede genç hayvanlarda özgün yerinden alınarak başka bir alana nakledilen kortikal doku asıl yerinin değil naklediğidiği yerin yapı ve işlevini almıştır. Bu alanda benzer bulgular veren birçok deney yapılmıştır.

    Bu bulgular dil eğitimcileri için bazı şeyler ifade eder: öncelikle öğretim ve öğretmen beyin gelişiminde değişiklik yapabilir ve yaşı ilerlemiş dil öğrencilerinden vazgeçilmemelidir.

    Bağlantılar Yoluyla Öğrenim
    Beynin farklı ihtisas alanları olduğu düşüncesi bu özel işlevleri yansıtan yollarla öğretim eğilimini beraberinde getirmiştir. Mesela beynin sağ ve sol bölümlerinin özel işlevlerine dair araştırma 'sağ ve sol bölüm öğretimi'ne yol açtı. Yeni çalışmalar bu yaklaşımın beynin öğreniş sistemi ve öğrenme gerçekleştiğinde işleyişini yansıtmadığını göstermiştir. Tersine çoğu insanda beyin sistemi dış dünyayla bir bütün halinde ilişki içerisindedir (Elman et al., 1997, s. 340). Beyinle öğrenim, beyin içerisinde ve beyinle dış dünya arasında bağlantılar kurma şeklindedir.

    Bu ne anlama gelir? Son zamanlara kadar, öğrenmenin nöral temelinin nöronlar arasında bağlantıya bağlı olduğu düşüncesi bir spekülasyon olarak kaldı. Bugün öğrenme esnasında nöronlar arasında nöro-kimyasal bağlantı olduğu ve zaman içerisinde bu bağlantıları etkin hale getirmek için daha az veri gerektiği konusunda kesin veriler mevcuttur. Yeni deliller öğrenmenin yalnız yakın nöronlar arasında değil uzaklar arasında da bağlantılar oluşturduğu ve aynı zamanda basit çevrimlerin karmaşık olanlarla ve karmaşık olanların basitlerle bağlantılar kurduğunu göstermiştir.

    Nöral faaliyet tek yönlü, basitten karmaşığa değildir; karmaşıktan basite bir çalışma da vardır. Aynı zamanda beynin farklı bölümlerinden çevrimlerin aynı anda harekete geçirilmesi de sözkonusudur; bu paralel işlem olarak adlandırılır.

    Öğrenmenin erken dönemlerinde nöral çevrimlerin harekete geçirilmesi parça parça ve zayıf olur. Daha fazla deneyim, alıştırma ile bu faaliyet daha kuvvetli hale gelir. Tekrarlar artıkça ağı çalıştırmak için daha az veri yeterli olacaktır. Zamanla bu faaliyet ve tanıma otomatikleşir. Bu, öğrenmenin neden zaman aldığını da açıklamaktadır.

    Tüm bunlar öğretim için ne ifade eder? Öncelikle, etkili bir öğretim hem parçalar hem de bütün üzerine odaklanmalıdır. Yalnızca parçaları öğretmeyi öneren öğretim yaklaşımları yanlıştır, çünkü beyin doğal işleyişi içerisinde yerel nöral faaliyetlerini farklı faaliyet alanları olan bölgelerin çevrimleriyle ilişkilendirir. Mesela kelimelerin ses özelliklerini anlamdan yada kelimenin anlamlı kullanılışından bağımsız olarak öğretmek her ikisini paralel olarak öğretmekten daha az etkili olacaktır.
    Söyleyebilecediğimiz ikinci bir husus, öğretim (ve öğrenim) aşağıdan yukarıya (basitten karmaşığa) ve yukarıdan aşağıya (karmaşıktan basite) doğru gelişir. Yalnız basit becerileri öğretmeye dair görüşler öğrencilerin başlangıçta yalnız basit şeyler öğrenebileceğini ve bu basit bilgilerin daha karmaşık şekillerde kullanımının zamanla tedrici bir şekilde olması gerektiğini öngörür. Beyin araştımaları beynin karmaşık, soyut bilgiyi işleyen yüksek seviyede merkezlerinin düşük seviye merkezlerini harekete geçirdiği ve aralarında bir etkileşim olduğunu aynı zamanda bunun tersinin de geçerli olduğunu göstermiştir.
    Mesela öğrencilerin kelime hazinesi edinimi, tanıdık oldukları gelişkin doğal bir bağlamda gerçekleşmesi halinde daha başarılı olacaktır.
    Üçüncü olarak, öğrenciler akıcı ve etkili bir dile sahip olabilmek üzere yeni bilgi ve beceriler kazanmak için zamana ve tecrübeye (“pratik”) ihtiyaç duyarlar.

    Tüm Beyinler Aynı mı?
    Tüm beyinler aynı değildir. Dil açısından beynin sol bölümüne ait farklılıklara dair araştırmaları örnek verebiliriz. Bireylerin çoğunda beynin sol tarafı dil işlevlerinin çoğunu üstlenir. Ancak sağ elini kullanan bireylerin yüzde onunda durum farklıdır; bunlarda beyinlerinin sağ bölümü yada her iki bölümü dil işlevlerinde rol alır. Bayanlar ve erkekler arasında da bu açıdan farklılık vardır.

    Bu bilgiler ışığında, eğitimciler bireylerin öğrenim tarzlarındaki farklılıkları göz önüne alarak alternatif grup oluşumları, eğitim materyalleri vs. sağlayarak bu alanda çalışmalar yapmalıdır diyebiliriz. Dil öğrenemye yeni başlayanların eğitiminde içerikçe zengin ve anlamlı ortamlara ihtiyaç duydukları dikkate alınmalıdır. Öğrenimde bireysel farklılıklar bireysel bir tercihin ötesinde, kişinin kontrolü dışında olabilir.

    Sonuç
    Beyne dair bilgilerimiz sürekli gelişiyor, buna dayanarak beyinle ilgili araştırma sonuçlarının öğretim ve öğrenim için yorumlanması da sürekli gelişmelidir. Beyinle ilgili çalışmalar ne öğretmemiz, öğretim sürecini nasıl düzenlememiz yada belirli ihityaçları olan öğrencilere nasıl yaklaşmamız gerektiğini tayin edemez. Etkili öğretim konusuna gelindiğinde eğitimciler geleneksel kavrayış ve yönlendirmelerini terketmemelidir. Kendi sınıf tecrübelerine dayanarak öğrenim konusunda kendi kavrayışlarını geliştirmeye devam etmeli bunları beyin araştırmalarıyla edinilen kavrayışları tamamlamakta kullanmalıdırlar.
    ______
     
  9. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Aşağıda okuyacağınız "öğretmenler için 11 kural" başarılı, kabul görmüş, mesleğine kendini adamış unutulmaz öğretmen portreleri göz önünde bulundurularak dikkatli ve sistematik bir gözlem sonucu geliştirilmiştir.

    1. Kendinizi tanıyın ve geliştirmeye çalışın
    Güçlü ve zayıf yönleriyle kendinizi ve önceliklerinizi tanımaya çalışın. Buna güçlü olduğunuz yönleri ele alarak başlayın, zayıf olduğunuz noktaların üstesinden gelmeye çalışın.
    2. Kendi alanınızda ve pedagojinizde en iyisi olmaya çalışın
    Sürekli olarak çalışmayı alışkanlık haline getirerek alanınızla olabildiğince özdeşleşin. Öğrettiğiniz konuyla ilgili değişik ****dyar, yaklaşımlar ve stratejiler araştırın. Meslektaşlarınızı gözlemleyerek, iyi bir öğretmen olmanın yollarını onlardan da öğrenmeye çalışın.
    3. Duruma göre itiraz etmekten çekinmeyin ve eylemlerinizin sorumluluğunu alın
    Öğretmenlik mesleğinde daima meydan okumaya ve itiraza yer vardır. Bu tür durumlara hazır olun ve taze perspektifler edinmeye çalışın. Her yeni ve zorlayıcı durumu güleç bir iyimserlikle ve "olabilirlik" yaklaşımıyla karşılayın. Başarılı olduğunuzda mütevazi birşekilde sevincinizi paylaşın. Başarısız olduğunuzda mağlubiyetinizi kabul edin ve yanlış giden şeyleri düzeltmenin yollarını arayın. Asla suçu başkalarına atma yolları aramayın.
    4. Sağlıklı ve zamanında kararlar verin
    Öğrenme durumlarını süratle değerlendirerek kendinizi ayarlayın, böylesi durumlarda geç kalmak kötü bir karar olacaktır. Kararsız öğretmenler, öğrencilerini tereddüte, güvensizliğe ve zihinsel kargaşaya meyilli yetiştirirler. Temel noktayı anında kavrayarak kararınızı hemen verin; öğrencilerin kendilerini ayarlayabilmeleri için kararınızı öğrencilerinize zamanında açıklayın. Karar vermede kısa süreli ve uzun süreli sağlıklı düşünme biçiminizi de göz önünde bulundurun.
    5. Örnek olun
    Bölümünüzde, giyiminizle, konuşmanızla, dürüstlüğünüz ve başkalarının ilgilendiği konularda iyi bir örnek olmaya çalışın. Öğrencilerinizden derslere hazırlanmalarını, çalışkanlık, samimiyet, sorumluluk alma ve uyumluluk bekleyin; bunları öncelikle kendinizde gösterin. Yüksek ama ulaşılır olduğunu göstereceğiniz standartta olun.
    6. Öğrencilerinizi tanıyın iyi olmalarına çaba gösterin
    her bir öğrencinizi nereli olduklarından tutunda, kendileri için neyin önemli olduğuna ve kendilerini neyin üzeceğine varıncaya kadar tanımaya çalışın. Standartlarınızdan taviz vermeden gerçek ilginizi gösterin. Hatalarını düzeltici, başarılı olanları ise takdir edici olun. Farklılığa müsamaha gösterin ama tümüyle kontrolsüz davranmayın. Başarılı olursanız, öğrencileriniz bir arkadaş gibi size ilgi göstereceklerdir.
    7. Öğrencilerinizi bilgilendirmeyi ihmal etmeyin
    Öğrenciler neyi ve nasıl yapmaları gerektiğini bilirlerse en iyisini yaparlar. Onlar talep ettiğiniz şeylerin mantıklı olmasını beklerler. Verdiğiniz ödevleri açıklamanın yanında bunun neden gerektiğini de açıklayın. Onları yaptıkları şeyin önemli olduğu konusunda bilinçlendirin.
    8. Öğrenciler arasında sorumluluk duygusunu geliştirin
    Öğrenciler kendilerine verdiğiniz işi başarıyla yerine getirdiklerinde gururlanırlar ve başarı hissine kapılırlar. Onlara altından kalkabilecekleri ve sorumluluk alabilecekleri ödevler verin. Kendilerini geliştirici faaliyetleri özendirin ve inisiyatif kullananları ödüllendirin.
    9. Ödevleriniz anlaşılır, denetlenebilir ve yapılabilir özellikler taşısın
    Öğrencilerin, onlardan istediklerinizi anlamalarını sağlayın, problemleri çözme konusunda en uygun yolları gösterin. Öğrencilere inisiyatif kullanmaları ve kendilerini ispat etmeleri için fırsat tanıyın. Gerektiğinde yol gösterici olun. Standartlarınıza uyan sonuçları kabul edin, standartlarınızı aşan sonuçları ise ödüllendirin, standartlarınızın altındaki sonuçları ise düzeltmeye çalışın. Öğrencileri performanslarını en iyi şekilde kullanmaya teşvik edin ve çözümü bulmaları konusunda onlara yardımcı olun.
    10. En uygun seviyede öğretmeye çalışın
    Öğretme biçiminiz ve seviyenizin öğrencilerinizin altından anlayabilecekleri ve altından kalkabilecekleri düzeyde olmasına özen gösterin. Her bir öğrencinin ve her bir sınıfın kendine has özellikleri vardır. Her bir öğrencinin kapasitesini ve sınırlarını ve sınıfınızın "kimyasını" çözmeye çalışın.
    11. Disiplin duygusunu kazandırmak için sevgiyi ihmal etmeyin
    öğrencilerin konularında daha iyi olabilmeleri için kendilerinde güven ve iştiyak duygularını uyandırın. Kendilerine, sizin öğretmeye çalıştıklarınızı bildiklerinde neden, nasıl ve niçin daha iyi olacaklarını göstermeye çalışın. Müfredatın, metinlerin, sınıfın ve okulun ötesinde düşünmelerini sağlamaya çalışın. Etraflarındaki sınırlı kaynaklardan en iyi seviyede istifade etmelerini sağlamaya çalışın.
    İşte size size bol miktarda iyi öğretmenin yolları
     
  10. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Ana dilimizi yada öğrenmekte olduğumuz dili konuşurken sınırlı sayıda kelime kullanarak az zamanda çok fazla şey söylememizi sağlayacak bir yapı kullanabiliriz. Daha hızlı konuşmak için seçtiğimiz yapı aynı zamanda, konuştuğumuz kişilere, söylediklerimizin kendi içerisinde tutarlı olup olmadığını kontrol imkanı veren çok sayıda referans noktası sağlamak üzere, anlatılan konu hakkında geniş miktarda bilgi vermemizi de sağlayacaktır. Bu, ayrıca, konuşurken daha etkin ve anlaşılır olmamızı temin edecektir.
    Söyle, Genişlet, Tekrarla modeli gerçek hayattan alınmıştır. Bildiğim ve üzerinde araştırma yapılan dilleri anadili olarak yada sonradan öğrenerek konuşan insanlar söyleyecekleri şeylerle ilgilenen arkadaşlarıyla heyecan verici birşey hakkında büyük bir alakayla konuşuken;

    * hızlı konuşur,

    * uzun süre konuşur,

    * kısa cümleler kullanır,

    * basit dilbilgisi yapıları kullanır,

    * basit zaman kipleri kullanma eğilimdedir ve

    * çoğunlukla şimdiki zaman kullanırlar

    Böylesi durumalarda insanlar rahattır ve konuşmaya ilgiyle katılırlar. Bir dili öğrenirken gerçek hayat tecrübelerinden istifade edebilir ve insanların keyifle konuştukları zaman kullandıkları kalıpları kullanabiliriz.

    “Söyle, genişlet, tekrarla” ifadesi, tümünde değilse bile dil ve kültürlerin çoğunda gerçekleşen hızlı, etkin konuşmaların en temel özelliklerini hulasa etmenin akılda kalır bir yolunu bulma denemesidir. Bu, insanların birşey söylemesi, söylenenler üzerine yeni şeyler eklemesi ve zaten söylenmiş olan şeyleri sıklıkla tekrar etmesi eğilimini dayanak alır. Böylesi bir konuşmada muhtemelen şunları duyarsınız:

    Golf oynamak için müthiş bir gün. Bugün golf oynamak ister misin? Böylesi günlerde yapmak istediğim tek şey golf oynamaktır. Golf dersleri, hoş bir esinti ve mavi bir gök olduğunda gerçekten çok güzel oluyor. Ne diyorsunuz? Hadi golf oynayalım.

    Yada tek başına “golf oynamak ister misiniz?” yerine benzer başka şeyler söylenecektir. Aslında golf ve güzel havalara dair yukarıdaki yorumlar golf oynama teklifine varacaktı, böylelikle yukarıdaki alıntı zaten söylenmiş olan bazı şeylerin gelişimidir.

    Okulardaki dil derslerinde, dersin dilbilgisi yada kelime kullanımını göstermek üzere tasarlanan, günlük konuşma dilinden gelmeyen, basit, yazılı metinlere odaklanma eğilimi olduğu için gerçek hayatta yaygınlıkla kullanılan şeyler çoğunlukla atlanır. Günlük konuşmalar kitap metinlerinde gösterildiği üzere basit bir şekilde gerçekleşmez; bu, metinlerin başlıca eksikliklerinden biridir. Bu eksiklik birçok dil öğrencisinin bir yada birkaç cümleden oluşan, asla bir fikir yada görüşü tekrar etmeyen ve böylelikle normal bir konuşmada bulduğumuzdan çok daha az bilgi veren yorumlarla iletişim kurmaya çalışması şeklinde tezahür eder.
    Söylediğimiz şeyde yeterince tekrar varsa derinlik katmak kolay olacaktır.

    Söyle, Genişlet, Tekrarla modelinin adı, konuştuğumuzda çok sayıda tekrar yapmamız -daha önce kendimiz yada başkaları tarafından söylenenlerden kelime yada ifadeler ödünç almamız- konuştuğumuz konuya derinlik katmak için söylediğimiz şeyleri derinleştirmemiz gerektiğini hatırlatır.
    Aşağıdaki örnek, bunu açıklamaya yardımcı olacak ve ayrıca bu doğal konuşma biçiminin konuşmacının tutarlı olup olmadığı ve gayrı-ihtiyari yapılan yanlışları görme fırsatı sağladığını gösterecektir:

    Kahveyi severim. Kahveyi severim. Kilimanjaro kahvesini severim çünkü katır gibi teper ve sabahları uykumu dağıtır. Kahveyi severim. Çayı severim. Kahveyi kreamayla severim. Kahveyi kremayla severim. Kahveyi severim çünkü yumuşak ve lezzetli.
    Buradaki hata (kahve yerine çay denilmesi) elbetteki önemsizdir ve sözünü etmeye değmez ancak aşağıda olduğu gibi izahat gerektiren açık bir iletişim hatası olabilir:

    Golf oynamak için müthiş bir gün. Bugün golf oynamak ister misin? Böylesi günlerde yapmak istediğim tek şey golf oynamaktır. Golf dersleri, hoş bir esinti ve mavi bir gök olduğunda gerçekten çok güzel oluyor. Ne diyorsunuz? Cumartesi güzel bir gün olacak, hadi golf oynayalım. Oynamak ister misiniz?
    Burada hangi gün golf oynanmak istendiği açık değildir. Konuşmacı daha fazla konuşarak ve Söyle, Genişlet, Tekrarla modelini izleyerek;
    dinleyicilerin konuşmaları duymalarını sağlamış,
    tutarsızlık göstermiş ve
    bir açıklama gereğine ortam hazırlamıştır.

    Model, gerçek ve canlı konuşmalar üzerinde yapılan çalışmalardan çıkarıldığı ve yukarıda sayılan imkanları sağladığı için hem kendi konuşma denemelerimde hem de sınıfta öğrencilerin daha fazla ve daha açık konuşabilmelerine yardım için kapsamlı biçimde kullandım. Yukarıda sayılanları da diyorum çünkü “daha net bir iletişim”:

    hata yapma yada tutarsızlık ihitmalini büyük ölçüde artıran
    aynı zamanda; açık, hata ve yanlış anlamalardan uzak bir konuşma ihtimalini kuvvetlendiren bir süreç olan genişletmeler ve tekrarlar neticesi sağlanır diye düşünüyorum.

    Hem kendi dilimi öğretirken hem de öğrendiğim bir dilde iletişim kurarken Söyle, Genişlet, Tekrarla modelini kullanıyorum. Öğretmek için kullanırken iki aşamalı bir yaklaşım ve öğrencilerin daha kolay ve çabuk konuşmalarını kolaylaştıran
    etkileşimli olarak kendilerinin ve başkalarının ifade gücü ve doğruluğunu kontrol olanakları veren, sunumu ve anlaşılması basit bir süreç benimsiyorum. Bu model;
    tekrarlar ve yeniden ifade etme yoluyla öğrencilerin fikirleri anlamalarını;
    konuşurken fiziksel olarak ve sesin kullanımı açısından daha gerçekçi ve canlı olmamı;
    sınınfla dinamik bir etkileşim kurmamı sağlıyor.

    Söyle, Genişlet, Tekrarla modeli iletişim, konuşmaya daha çok ilgi duymanızı ve daha açık ve doğru iletişim kurabilmenizi sağlayacaktır.
     
  11. badem

    badem Guest

    Ynt: Dil Ögrenmenin Yöntemleri Ve Avantajları

    Hızlı, özlü ve doğal konuşabilmek her zaman için hoşa giden bir şeydir. Bunu başarmanın iyi bir yolu mümkün olduğunca hızlı konuşmaktır. Ana dili İngilizce olanlar, denediklerinde, dakikada 250-300 kelime konuşabilmektedir. Hızlı konuşabiliyor olmak elbette ki herzaman hızlı konuşmak gerektiği anlamına gelmez, bu kendi kendine daha iyi düşünebilmenin yollarından sadece biridir. Aşağıda bazı hızlı konuşma alıştırmaları yer alıyor.

    Eşzamanlı Konuşma
    Bu, konuşma ve konsanstrasyonun gerekliliğini vurgulayan basit bir etkinliktir. İrticalen konuşmaya benzer, öğrenciler çok az hazırlıkla yada hiç hazırlanmadan bir konuşma sunarlar. Sınıfın farklı yerlerinde, herkes aynı anda konuşabilir (yani; kimse bir başkasının konuşmasını dinlemez). Bu, öğrencilere soru sormayı da içerebilen yeni bir etkinlik için arkadaşı ile eşleşmeden önce birçok defa pratik yapma imkanı sunar. Eşzamanlı konuşmanın sebebi şudur ki daha çok insan daha çok konuşur ve herkesin bir konuşmayı dinlemesine ve böylece sınıfın büyük çoğunluğunun, konuşmanın sunumu esnasında pasif kalmasına hiç gerek yoktur.

    Kısa Konuşma & Ropörtaj
    Birkaç kez konuşma denemesi yaptıktan sonra eşler birkaç konuşmayla alıştırma yaparlar. Bu kabaca birşeydir ancak azami konuşma hızı konusunda bir fikir verir. Takımlar şeklinde bir eğitim sistemi ve çoğunlukla bir arada bulunanlan geniş bir öğrenci grubuna sahip olmanın birçok faydası vardır. Aşikar bir faydası öğrencilerin konuşma hızlarındaki genel değişikliktir.

    Çok konuşma yolunda sürekli bir baskı olumsuz bir etki doğuracaktır; yani ne hakkında konuşulacağı problemi ortaya çıkacaktır. Büyük bir grubun olması öğrencilerin eşlerini değiştirdikçe sürekli aynı ve nisbeten basit konular üzerinde konuşabilmelerine olanak tanır. Bu, öğrencilerin kendilerine güvenlerinin artmasını ve konuşmanın çok daha ilginç olmasını sağlar, aynı zamanda akranlar-arası eğitimin faydaları ortaya çıkmış olur. Sonuç olarak, bu öğrenciler, az sayıda muhtemel eşe sahip olabilen küçük gruplardaki öğrencilere göre daha kısa sürede daha iyi ve daha hızlı konuşacaktır.

    Konuşma Hızını Kontrol Etme
    Konuşma hızı ölçümleri gayrıresmi olabilir. İlk denemede test son denemedeki testten çok daha kolay olacaktır. Mesela ilk hız denemesinden önce öğrenciler söyleyeceklerine dair yaklaşık bir saat hazırlanır ve pratik yaparlar ve test Eşzamanlı Konuşma esnasında sunulan konuşmalar üzerinde yapılır. Daha sonraki kontroller sadece bir dakika sürebilir yada hazırlık için hiç zaman verilmeyebilir. Böylelikle ilk kontrol o anda mümkün en yüksek konuşma hızına yakın bir sonuç verirken son kontroller daha düşük konuşma hızları ortaya koyacaktır.

    Yukarıda anlatılanlar göz önünde bulundurulduğunda, konuşma hızında kaydedilen ilerleme, öğretmenin yol gösterici olarak rol aldığı (öğretici değil) orta büyüklükte sınıflarda akranlar-arası eğitimin verimliliğini ortaya koymaktadır

    Alıntıdır
     

Bu Sayfayı Paylaş