Güzel Nasihatlar...

'Dini Konular' forumunda badem tarafından 3 Haz 2008 tarihinde açılan konu

  1. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    DÜNYÂ, HAYÂL'DİR

    "Cemâleddîn Uşşâkî", hem âlim, hem velîydi.
    "Kâmil insan" olduğu, her hâlinden belliydi.

    Öyle tesirliydi ki sohbeti dinleyene,
    Âb-ı hayat sunardı, konuşurken ehline.

    Bir gün de buyurdu ki: (Ölüm var ey cemâat!
    Ölümden sonra başlar hakîkî, asıl hayat.

    Bu dünyâ bir "Hayâl"dir, vefâsız, fânidir hem.
    Âhiret öyle değil, ebedîdir o âlem.

    Kötü gözle bakmayın, sakın bir müslümâna.
    Hep "Hüsnü zan" üzere bulunun her insana.

    Mü'mine, muhabbetle bakmak da ibâdettir.
    Sakın sert bakmayın ki, bu, büyük bir âfettir.

    Eğer sizi üzerse, bir mü'min kardeşiniz,
    Sabredip, kendisine karşılık vermeyiniz.

    Hattâ ikrâm ediniz o din kardeşinize.
    Böyle emretmektedir dînimiz zîrâ bize.)

    Bir gün de buyurdu ki: (İlim, amel, ihlâsı,
    Temîne çalışın ki, budur dînin esâsı.

    Bize, "Hakkın rızâsı" lüzumludur esâsen.
    Kulları memnun etmek, mümkün olmaz ki zâten.

    Kim, "Allah rızâsı"nı ararsa her işinde,
    Kullar da râzı olur ondan netîcesinde.

    Kim de memnun etmeye uğraşırsa kulları,
    Allah ve kul indinde, hiç olmaz îtibârı.)

    Bir gün, bu velî zâta sordular: (Neden acep,
    İyi kötü her insan, seviyorlar sizi hep?)

    Buyurdu: (Bize yalnız, lâzımdır "Hak rızâsı".
    Aslâ mühim değildir, kulun râzı olması.

    "İnsanlar sevsin" diye uğraşmayız biz aslâ.
    Zîrâ böyle hareket, bağdaşmaz hiç ihlâsla.

    Kim, Hakkın rızâsını, almaya etse gayret,
    Halk da, ister istemez, severler onu gâyet.

    Kim, gönlünü Allah'tan, kullara çevirirse,
    Bilâkis seven olmaz, kullardan onu kimse.)

    Bir gün de buyurdu ki: (Bu "Allah adamları",
    Zulmetten, nûra doğru çekerler insanları.

    Bir islâm âlimini tanıyıp, Onu sevmek,
    Öyle bir nîmettir ki, benzeri bulunmaz pek.

    Çünkü böyle bir zâtın, bir şefkatli bakması,
    Temizler gönüllerde olan kiri ve pası.

    Edebilmek için de Ondan çok istifâde,
    Edebli olmalıdır yanında pek ziyâde.

    Edebin bir târifi, "Îtirâz etmemek"tir.
    Onun her bir emrine, hemen "Peki" demektir.

    Bu Allah adamları öyle büyüklerdir ki,
    Meselâ bir beldeden, yürüyüp geçse biri,

    O zâtın hürmetine, o yere, Hak teâlâ,
    Tam kırk gün müddet ile, göndermez kazâ, belâ.

    Çünkü onlar, Allah'ın sevgili kullarıdır.
    Onların hürmetine, belâ geri alınır.

    O büyük insanların hürmet ve hatırına,
    Her kim duâ ederse, kavuşur murâdına.)
    __________________
     
  2. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    İTÂAT BÖYLE OLUR

    "Abdülmecîd Sivâsî", ilim ve irfâniyle,
    Hizmete adamıştı, kendini tamâmiyle.

    Gâye, bir kişi olsun, kurtarmaktı "Ateş"ten.
    Daha mühim iş yoktu, Ona göre bu işten.

    Derdi ki: (Ey insanlar, verenler olur azîz.
    Zîrâ veren kulları, çok seviyor Rabbimiz.

    Almak istemeyin ki, bu, hiç makbûl şey değil.
    Hep "Almak" düşünenler, olurlar hor ve zelîl.

    İnsanlar arasında münâkaşa ve kavga,
    Varsa, Almak yüzünden, vukû bulur mutlaka.

    Ama "Vermek" yüzünden, çekişme olmaz zinhâr.
    Görülmüş mü, vermekten kavga etsin insanlar?)

    Derdi ki: (Peki deyin, kaçının îtirâzdan.
    Zîrâ peki demeyip, kovuldu la'în şeytân.

    Eshâb, Resûlullah'a, tam itâat ederdi.
    Onun her bir emrine, hemen "Peki" derlerdi.

    Mübârek huzûrunda, edebliydiler gâyet.
    Sessizce oturur ve etmezlerdi hareket.

    Hattâ "Ağaç" zannedip, kuşlar o kimseleri,
    Gelip, üzerlerine konarlardı ekserî.

    Bir kabâhat işledi, eshâbdan biri bir gün.
    Mübârek kulağına gitti bu da Resûlün.

    Peygamber Efendimiz, duyunca bunu hemen,
    Buyurdu ki: (Hapsettim öyle ise onu ben!)

    Bunu, o sahâbîye haber verdiklerinde,
    Bir "Mıh gibi" çakılıp, kala kaldı yerinde.

    Vaziyeti nasılsa, öyle kaldı bu sefer.
    Zîrâ (Onu hapsettim!) buyurmuştu o Server.

    Allah'ın Resûlünün emrine muhâlefet,
    Olur diye, bir milim eylemedi hareket.

    Hattâ bir ayağını, öbürünün yanına,
    Bile getirmedi ki, îtirâz olur Ona.

    Resûl'e bu derece itâat ederlerdi.
    "Onun için, canımız fedâ olsun derlerdi.)

    Bir gün de buyurdu ki: (Ey cemâat, bu nefis,
    Öyle bir canavar ki, aman dikkat ediniz!

    Bir "Ahtapot" misâli, insanın vücûdunu,
    Kollarıyla sarmıştır, düşünün böyle onu.

    Harâm ile beslenir, Nefs denen bu canavar.
    Serpilir, kuvvetlenir, işlendikçe harâmlar.

    Yegâne, tek gâyesi şudur ki işbu nefsin,
    Sâhibini, ebedî azâba sürüklesin.

    Siz düşmân aramayın kendi hâricinizde.
    En büyük düşmânınız, Nefistir içinizde.

    Ondan kurtulmak için, iki yol vardır ancak.
    Birisi, gıdâsını kesmektir tam olarak.

    Yâni işlenmez ise en küçük günâh bile,
    O, gıdâsız kalarak, zayıflar tamâmiyle.

    Öbürü, Kelime-i tevhîdi söylemektir.
    Yâni Allah zikri de, onu çok zaîfletir.)
    __________________
     
  3. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    ŞERH-İ SADR

    "Mehmet Emîn Tokâtî", hâlis Allah adamı.
    Sohbeti, giderirdi, kalpten tasa ve gamı.

    Onu gören kimsenin, gönlü ferahlıyordu.
    Sohbetini dinlemek, cana can katıyordu.

    Dersinde bulunanlar, bulurdu râhat, huzûr.
    Çünkü Onun ağzından, yayılırdı feyiz, nûr.

    Bir gün, cemâatine buyurdu: (Kardeşlerim!
    Sizlere, "Şerh-i sadr"ı îzâh etmek isterim.

    Bunun lügat mânâsı, �Kalbin yarılması�dır.
    Ve bütün fenâlıktan, yunup arınmasıdır.

    Her �Gönül�de, şeytânın vardır ki bir "Yuva"sı,
    Oradan kalbe girer vesvese ve iğvâsı.

    İçeriye girmeye, yoksa da ona izin,
    Yine verir vesvese, durup dinlenmeksizin.

    Peygamberler de dâhil, her insanın kalbinde,
    Şeytânın bu yuvası, mevcuttur hilkatinde.

    Ve lâkin Resûlullah, çocuk yaşında iken,
    Süt annesi "Halîme Hâtun"un yanındayken,

    Gökten melekler gelip, sırt üstü yatırdılar.
    Ve göğsünü yararak, kalbini çıkardılar.

    Şeytânın yuvasını, o mübârek gönlünden,
    Çıkardılar, attılar, hem sökerek kökünden.

    Resûlullah bu bâbta buyurdular ki bizzât:
    (Benim de şeytânım var, müslümân oldu fakat.)

    Eshâb, Resûlullah'tan sordular ki bir defâ:
    (Sizin nûrlu kalbiniz, yıkandı �Şerh-i sadr�la.

    Mümkün olmaz ise de, bu, bizim için, ancak,
    Bizim �Şerh-i sadr�ımız, acep nasıl olacak?)

    Buyurdu: (Şerh-i sadr'ın iki çeşidi vardır.
    Size münâsip olan, şu ikinci olandır.

    Kalpten "Dünyâ sevgisi" çıkarılırsa eğer,
    Sizin şerh-ı sadr'ınız böyle olur müyesser.)

    Sonra bu mübârek zât, buyurdular ki tekrar:
    (Kalpten dünyâ sevgisi, ancak "Sohbetle çıkar.

    Bu sevgiyi, kalbinden, kim etmişse tam ihrâç,
    O zâtın sohbetidir, bu derde asıl ilâç.

    Bakışları şifâdır, sohbetleri devâdır.
    Kalp derdinin ilâcı, ancak onlarda vardır.

    O zâtlardan birine, rastlarsa biri eğer,
    Kalbine girmek için, göstersin türlü hüner.

    Çünkü o büyük zâtlar, dostudurlar Allah'ın.
    Onlara uymadıkça, kurtuluş yoktur yârın.)

    Bir gün de buyurdu ki: (Yazılıyor ameller.
    Yârın bizden, onların hesâbını isterler.

    Fazla "İnce hesaplar yapmayın aranızda.
    Ki, çok incelenmesin sizin hesâbınız da.

    Üzersen üzülürsün, kırarsan kırılırsın.
    Tarlaya ne ekersen, yârın onu alırsın.

    Velhâsıl ne yapsanız dünyâda gizli, açık,
    Mahşerde, ona göre bulursunuz karşılık.)
    __________________
     
  4. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    GÜL KOKAR, DİKEN BATAR

    "Abdülvehhâb-ı Gazzî", Allah adamlarından.
    Saçtı sohbetleriyle devâmlı ilim, irfân.

    Her hâli, insanlara olurdu ibret ve ders.
    Hep "Güler yüzlü" idi, severdi Onu herkes.

    Her nerede bir vaaz etse idi O halka,
    Günâh işlememekten, bahsederdi mutlaka.

    Bir gün de buyurdu ki: (Ey insan, aman sakın!
    Hiç günâh işleme ki, yanarsın sonra yârın.

    Günâh işleyeceksen, sok elini "Ateş"e.
    Dayanabiliyorsan, o zaman günâh işle.

    Yok dayanamıyorsan, yapma o günâh işi.
    Zîrâ çok şiddetlidir Cehennemin ateşi.

    Öyleyse ey insanlar, rastgele yaşamayın.
    "İslâm âlimleri"nden birini örnek alın.

    Her devirde, muhakkak vardır böyle birisi.
    O zâta tâbi olup, kurtarın kendinizi.

    İnsanlar arasında, böyle yüksek velîler,
    Otların arasında, sanki "Gül" gibidirler.

    Lâkin unutmayın ki kardeşlerim şunu da,
    Yüzlerce "Diken" vardır, her bir gül ağacında.

    Zîrâ bu iş böyledir, gül, olmaz hiç dikensiz.
    Lâkin Gül zannetmeyin kendinizi hemen siz.

    Gül kokar, Diken batar, olur mu ikisi bir?
    Hattâ en büyük diken, kendini gül bilendir.

    Bir mü'min kardeşini, üzdün ise bir işte,
    Elbetteki dikensin ve ona battın işte.

    Sen, istediğin kadar "Gülüm" de, kim inanır?
    Diken gibi, herkesi edersin mutazarrır.

    Hakîkî bir müslümân, şudur ki ey insanlar!
    Elinden ve dilinden, kimseye gelmez zarar.

    Yumuşak bir halıya benzer ki bir müslümân,
    Üzerinde gezenler, incinmez aslâ ondan.

    Korkmadan, çekinmeden yanına varır herkes.
    Çünkü hep bilirler ki, Ondan hiç zarar gelmez.

    O, kendini herkesten aşağı, kötü bilir.
    Aynaya baktığında, kendisinden iğrenir.

    Değil ki bir mü'minden "Uyuz köpek"ten hattâ,
    Bile o, kendisini üstün görmez hayatta.

    Bir Karıncayı bile incitmekten çekinir.
    Bilir ki hayvan hakkı, kul hakkı'ndan çetindir.

    Hiç bir icraatını, iyi görmez o zinhâr.
    İbâdet yapsa bile, eder tövbe istiğfâr.

    İyi işlerine de, bulur bir hatâ, kusûr.
    Çünkü o, ancak böyle bulur râhat ve huzûr.

    Dîne hizmet etse de, kendinden bilmez aslâ.
    Emredilen işleri, icrâ eder İhlâsla.

    Hizmeti çok olsa da, yine boynu büküktür.
    "Elimden çıkar" diye, endîşesi büyüktür.

    Bunun için, Rabbine yalvarır ki her dâim:
    (Yâ Rabbî, bu hizmeti elimden alma benim.)
    __________________
     
  5. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    TESLÎMİYYET

    "Abdülmecîd Sivâsî", ilim ehli bir zâttı.
    İşi hep, insanlara öğüt ve nasîhattı.

    Herkese "Güler yüzlü" davranırdı her zaman.
    İstifâde ederdi binlerce kimse Ondan.

    O derdi ki: (Allah'a yakın olan velîler,
    Bütün insanlar için, bulunmaz nîmettirler.

    Böyle yüksek bir zâta, rastlar ise bir kişi,
    Hep Ona danışarak yapmalıdır her işi.

    Kendi aklını atıp, uyarsa o Rehbere,
    Kavuşur âhirette, sonsuz seâdetlere.

    O kadar çok sever ki o Allah adamını,
    Ondan başka şeylerin, anmaz bile adını.

    Vaktiyle bir beldede, yaşarmış ki bir kimse,
    Nazarında, herşeyden kıymetliymiş Elbise.

    Elbiseyi, bir hayli özenerek giyermiş.
    Herşeyden daha fazla, buna önem verirmiş.

    Bu kişi, gidip bir gün demiş ki bir velîye:
    (Beni de kabûl edin, lütfen talebeliye.

    Ne derseniz yaparım îtirâz etmeksizin.
    Yeter ki, talebeniz olayım ben de sizin.)

    O zât cevap vermeden, yemek ikrâm eylemiş.
    O ise yemiş ama, aklı Elbisedeymiş.

    Sonra da, ellerini yıkamak gâyesiyle,
    Bakınmış etrâfına "Acep su nerde?" diye.

    O zât, denemek için söylemiş ilk emrini.
    Demiş ki: (Elbisene siliver ellerini.)

    O, daha ilk emirde, hemen etmiş îtirâz.
    Demiş ki: (Elbiseye el sürmek doğru olmaz.)

    Ayrılacağı zaman, arz etmiş ki o yine:
    (Bir vazîfe verin de, getireyim yerine.)

    Buyurmuş: (Bir vazîfe verdik sana çok hafif.
    Onu bile yapmayıp, oldun bize muhâlif.

    Nasıl yapacaksın ki, başka iş versek bile?
    Bu yerde, sana göre iş yoktur, güle güle!)

    Ve yine bunun gibi, bir talebe, rüyâda,
    Görmüş bir evliyâyı, yüksekçe bir duvarda.

    Demiş ki: (Ey efendim, sizi çok seviyorum.
    Bir iş emretseniz de, onu yapsam diyorum.

    Ne kadar zor olsa da, hiç îtirâz etmeden,
    Ve hiç düşünmeksizin, yaparım onu hemen.

    Meselâ "Şu duvardan atla" deseniz bile,
    Atlarım düşünmeden, sizin bir emrinizle.)

    O böyle söyleyince, (Peki atla!) buyurmuş.
    Talebe, bu emirle fenâ hâlde bozulmuş.

    Bu emri yapmak için etmişse de çok gayret,
    Ve lâkin atlamaya edememiş cesâret.

    Mahcûbiyet içinde demiş: (Ama efendim,
    Bu duvar çok yüksekmiş, cesâret edemedim.)

    Kolay değil tabii, kusûrsuz teslîmiyyet.
    Yâ Rabbî, bu nîmeti hepimize nasîb et.
     
  6. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    ÂHİRET VAR

    "Alâeddîn Halvetî", ilim ehli, büyük zât.
    Ederdi insanlara çok öğüt ve nasîhat.

    Hep hizmette geçerdi, ömrünün her sâati.
    Çalışırdı durmadan, yoktu istirâhati.

    Onun bu gayretini gören bâzı kişiler,
    (Çok çalışıyorsunuz, sebep nedir?) dediler.

    Dedi ki: (Âhiret var, nasıl boş oturulur?
    Biz, böyle çalışmakla buluruz ancak huzûr.

    Meselâ bir âmânın, önünde kuyu olsa,
    "Bana ne?" mi denilir, "Kurtarılır mı?" yoksa.

    Bir körü, beş on adım geçirirse bir kişi,
    Hak indinde, ne de çok makbûl olur bu işi.

    Ya onu kurtarırsa, bir Dünyâ ateşinden,
    Ne de çok sevap alır, o kimse bu işinden.

    O da, kurtulduğuna, ne kadar çok sevinir.
    Ömür boyu o zâta köle olsa yeridir.

    Çünkü o, hayâtını kurtardı bu kişinin.
    Ona ne yapsa bile, az gelir bunun için.

    Ateşte yanıyorken, değil ki bir "İnsan"ı,
    Kediyi görmek bile, yaralar her vicdânı.

    Hattâ "Yılan"ı bile görse insan ateşte,
    Kurtarmaya çalışır, insanlık budur işte.

    Çünkü Yılan da olsa, onun da bir canı var.
    Ateşte yanmasını, kim iyi hoş karşılar?

    Hâlbuki "İnsan için yaratıldı Cehennem.
    Bu dünyâ ateşinden, şiddeti fazladır hem.

    Ve hattâ ebedîdir kâfir olanlar için.
    Sonsuz yanacaklardır, durup dinlenmeksizin.

    Bir Ateş ki, sonsuz ve her an şiddetleniyor,
    Bu müthiş hakîkati, hayâl etmek bile zor.

    Bir insan ki, îmândan, islâmdan yok haberi,
    İşte o, bir Âmâdır, gözleri olsa dahî.

    Çünkü cenâb-ı Allah, Kur'ânı kerîminde,
    Bu hâli bildiriyor, hem de pek çok yerinde.

    Şöyle buyuruyor ki: (Aman hâ ey kullarım!
    Günâh işlemeyin ki, şiddetlidir azâbım.)

    Yine pek çok yerinde, kullara, cenâb-ı Hak,
    Buyurur: (Ey kullarım, günâhtan olun uzak.

    Çünkü şöyle dileyip, takdîr ettim ki hem de,
    Günâh işliyenleri, yakayım Cehennemde.

    Sonra çok şiddetlidir Cehennemin ateşi.
    Hiç dayanamazsınız, terk edin günâh işi.)

    "Hâşâ" yalan söyler mi kuluna cenâb-ı Hak?
    Cehennem elbette var, bu, kat'î ve muhakkak.

    Hattâ Resûlullah da, bunu haber vermiştir.
    Hem de O, ömründe hiç yalan söylememiştir.

    "Cehennem"in varlığı bu kadar kat'î iken,
    Hem Allah, hem Peygamber, bunu haber verirken,

    Hem de binlerce âlim, sayısız evliyâlar,
    Haber verip dururken kullara tekrar tekrar,

    Bir kimse, yine görmez, işitmez ise veyâ,
    O kişi "Kör" ve "Sağır" değildir de, nedir ya?)
    __________________
     
  7. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    ÜSTÂDIMI SEVİYORUM

    "Eşrefzâde Bursavî", âlim ve velî bir zât.
    Gece gün insanlara ederdi hep nasîhat.

    Bir gün, cemâatine dedi: (Bu gün insanlar,
    "Hayâl" olan şeylerin ardında koşuyorlar.

    Zîrâ dünyâ, �Hayâl�dir, âhirettir hakîkat.
    Âhirete nazaran, sanki �Rüyâ� bu hayat.

    Meselâ dünyâdaki deniz, dağ ve nehirler,
    Hayâlden ibârettir, hakîkî değildirler.

    Velhâsıl her neyi ki, görürsünüz bu yerde,
    Hepsinin, asılları mevcuttur âhirette.)

    Bir gün de buyurdu ki: (Herkes için, muhakkak,
    Bir islâm âlimine lâzımdır tâbi olmak.

    Zîrâ ehemmiyetsiz bir �Dünyâ işi� bile,
    Kolay hâlledilmiyor, bilmiyen bir kişiyle.

    Eğer mevkî sâhibi olan bir �Adam�ınız,
    Olmazsa, kolaylıkla hâllolmaz o dâvânız.

    Basit dünyâ işini hâlletmek için bile,
    Bir �Adam�a ihtiyâç duyulursa, hâliyle,

    Sonsuz azâb çekmenin mevzû bahis olduğu,
    �Âhiret işleri�nde, çok daha mühimdir bu.

    Bir sahrâda, yolunu kaybeden bir kimseye,
    Biri yol gösterince, nasıl çok sevinirse,

    Âhiret yolunda da, bir "Allah adamı"na,
    Rastlıyan, çok sevinip, tam tâbi olur Ona.

    Öyle fazla sever ki bu Allah adamını,
    Ondan izin almadan, atmaz tek adımını.

    Nitekim üstâdına muhabbeti çok olan,
    Talebenin birine, sormuşlar ki bir zaman:

    (Evlâdım söyle bize, İmâm-ı a'zamı mı,
    Çok seviyorsun, yoksa, kendi üstâdını mı?)

    Bu suâl karşısında, hiç tereddüt etmeden,
    (Üstâdımı daha çok severim) demiş hemen.

    Bu cevap, garibine gitmiş soran kişinin.
    Demiş ki: (Nasıl olur, hikmeti ne bu işin?)

    Arz etmiş ki: (Büyüktür evet, İmâm-ı a'zam.
    Onun büyüklüğünü, almaz benim havsalam.

    Onun kitaplarını, yıllardır okuyordum.
    Lâkin câhilliğimden, bir şey anlamıyordum.

    Ne zaman ki tanıdım çok kıymetli "Hocam"ı.
    Ancak anlıyabildim, ben İmâm-ı a'zamı.

    Tanımış olmasaydım, üstâdımı ben eğer,
    "İmâm-ı a'zam"dan da olacaktım bî-haber.

    Ben, hocamı görmeden, hiçbir şey bilmiyordum.
    Ebedî felâkete, "Ateş"e gidiyordum.

    O, kolumdan tutarak, o çirkefin içinden,
    Çekip, kurtardı beni "Cehennem ateşi"nden.

    Kendi insanlığımı öğretti bana hocam.
    Onun sâyesindedir, şimdi ne biliyorsam.

    O gösterdiği için bana "Cennet yolu"nu,
    Hiç elimde olmadan, çok severim ben Onu.)
    __________________
     
  8. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    İYİ İNSAN NASILDIR?

    "Abdullah-ı Bosnevî", ilim ehli bir zâttı.
    İşi hep, okumak ve talebe okutmaktı.

    Çok fazla korkuyordu Allahü teâlâdan.
    Yine bir sohbetinde, buyurdu ki bir zaman:

    (Hakîkî bir müslümân, önce ilmihâlini,
    Öğrenip, buna göre düzeltir her hâlini.

    Eğer günâh işlerse, üzülür, kalbi yanar.
    Artık unutmaz onu, tâ ölünceye kadar.

    (Ben, Rabbime nasıl da isyân ettim?) diyerek,
    Pişmân olur ve ağlar, göz yaşları dökerek.

    "İyi iş" yapsa dahî, kusûrlu, noksan bulur.
    Ve o işi, bir daha hâtırlamaz, unutur.

    Her gün akşam olunca, kendine sorar ki hep:
    (Ey nefsim, Allah için ne yaptın bu gün acep?)

    Gece gün kendisini hem çeker ki hesâba,
    Düşmesin âhirette Cehenneme, azâba.

    "Dünyâ düşüncesi"ni kalbinden söküp atar.
    Âhirette, azâbtan kurtulmaya yol arar.

    Gönlünden, tam olarak atar "Uzun emel"i.
    Zîrâ iyi bilir ki, çok yakındır "Ecel"i.

    Dünyâ için çalışıp, kazansa da pek fazla,
    "Dünyâ muhabbeti"ni kalbine sokmaz aslâ.

    Zîrâ onun kalbinde, vardır "Allah sevgisi".
    Bir kalpte "İki zıd"dan, bulunmaz her ikisi.

    Hâlis mü'min odur ki, ödü kopar günâhtan.
    Harâm işlerim diye, korkudan titrer her an.

    Kırık, mahzun kalp ile yapar ibâdetini.
    Sonra da, istiğfâra muhtâç bulur hepsini.

    "Âhiret derdi" ile dertlenmiştir o hepten.
    Bütün yaptıklarına, tövbe eder yürekten.)

    Dediler ki: (Efendim, mü'mine yakışmıyan,
    Kötü işleri dahî, eyleyin bize beyân.)

    Buyurdu ki: (İnsanın, hevâ ve hevesine,
    Uyarak iş yapması, zulümdür kendisine.

    İşlediği günâhı, "Küçük" görse o şâyet,
    Olamaz onun için, bundan büyük felâket.

    İnsanların düştüğü, korkunç hastalıkların,
    Biri de, "Gıybet"ini yapmaktır bir insanın.

    Gıybet, iki cihânda, felâkete sebeptir.
    Milletleri içerden kemiren bir âfettir.

    Kendisini beğenen kimseler yapar bunu.
    Tatmîn eder böylece, nefsinin arzusunu.

    Ey akıl sâhipleri, düşünün, ibret alın!
    Henüz ecel gelmeden, "Ölüm"e hazırlanın.

    Siz günâh işlerseniz bu dünyâda gülerek,
    Yanarsınız orada, âh-ü figân ederek.

    "Ateş deyip geçmeyin, düşünün üzerinde.
    Tutun parmağınızı bir "kibrit alevi"nde.

    Öyleyse, üstünüzden atın da bu gafleti,
    Görün artık gelecek o korkunç âkıbeti.)
    __________________
     
  9. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    DÜNYA, ÂHİRETİN ZIDDIDIR

    "Şemseddîn-i İznîkî", hâl ehli bir velîydi.
    Vaaz ve sohbetleri, pek çok fâideliydi.

    Bu zât, insanlar ile ne zaman etse sohbet,
    Derdi ki: (Ey insanlar, "Ölüm" vardır âkıbet.

    Sakın aldanmayın ki, çabuk biter bu dünyâ.
    Bu hayat, bir Hayâldir, yâhut sanki bir Rüyâ.

    Bu fâniye aldanan, bulmaz huzûr ve sevinç.
    Aklı olan, gönlünü kaptırır mı buna hiç?

    Sâdece "Dünyâ" için çalışırsa bir kimse,
    Verir Allah, dünyâlık murâdı her ne ise.

    Eğer "Âhiret" için çalışırsa bir insan,
    Allah, ikisini de, o kula eder ihsân.

    Kim ki, ikisini de elde etmek isterse,
    Her ikisinden dahî, mahrum olur o kimse.

    Dünyâ ile Âhiret, olamaz bir arada.
    Âhirete çalışan, kavuşur dünyâya da.)

    Bir gün de buyurdu ki: (Bir hususta eğer siz,
    Üç ayrı kişi ile istişâre etseniz,

    "Dünyâ adamı" ise, eğer ki o kimseler,
    Üçü de, farklı farklı size cevap verirler.

    Çözüm getirmek için sonra bu meseleye,
    "Allah adamlarından sorsanız Yüz kimseye,

    Hepsinin de cevâbı Aynı olur muhakkak.
    Zîrâ her meselede, bir tektir elbette hak.

    Hattâ evvelkilerin söyledikleri ile,
    Bu zâtların cevâbı, Ters düşer birbiriyle.

    Buna sebep şudur ki, dünyâ ehli kişiler,
    Dünyâ menfaatini, en önce düşünürler.

    Çeşit çeşit olunca dünyâ menfaatleri,
    Elbette, farklı farklı cevap verir her biri.

    Hâlbuki velîlerin ölçüsü bir tek olur.
    O da, "Hakkın rızâsı" ne ise, "Ölçü" odur.

    Velîler, düşünmezler dünyâyı hiçbir zaman.
    �Allah'ın rızâsı�dır onlarca mühim olan.

    Allah'ın rızâsı da Tek olunca her işte,
    Cevap dahî tek olur, incelik burda işte.

    Onlar, âhiretini düşünür her kişinin.
    Hâlleri, başkasına benzemez bunun için.

    Her suâl karşısında, muhakkak bu velîler,
    "Âhiret ölçüsü"ne göre karar verirler.

    Başka insanlar ise, "Dünyâ"yı ölçü alır.
    İşlerinin esâsı, hep dünyâya dayanır.

    Hâlbuki bu ikisi, "Zıddır birbirlerine.
    Birine "Doğru" gelen, "Yanlış"tır diğerine.

    Ayrıca, bir incelik vardır ki yine bunda,
    Bir "Allah adamı"na, bir şey sorulduğunda,

    O işin en hayırlı cevâbı neyse eğer,
    Onu, Allah, o zâtın kalbine ilhâm eder.

    Hattâ yanlış bir cevap verse dahî o kişi,
    Yine Hayra çevirir hak teâlâ o işi.
    __________________
     
  10. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    ALLAH, KULUNA ZULMETMEZ

    "Evhâdüddîn Kirmânî", şânı büyük evliyâ.
    Kalbine, zerre kadar girmemişti bu dünyâ

    O, hep âhiretini düşünürdü ekserî.
    Bununla ilgiliydi nasîhat ve sözleri.

    Derdi ki: (Ey insanlar, Ölüm hak, Âhiret hak.
    Bu gün yârın herkese, o gelecek muhakkak.

    İnsan ne gâfildir ki, hiç düşünmez yârını.
    Sayar ve hesâb eder parasını, malını.

    Lâkin her gün, binlerce alıp verir de nefes,
    Hiç bunları saymayı hâtırına getirmez.

    Hâlbuki her nefesten, hesap var âhirette.
    O, bunlardan bî haber, ömür sürer gafletle.

    Bir iki sâniyelik bir iştir Ölüm hâli.
    Ölünce, yarım kalır hesapları, hayâli.

    Hâlbuki gerçek mü'min, yatağa yattığında,
    "Ölüm"ü, bilmelidir yastığının altında.

    Uyandığı vakit de, karşısında görmeli.
    Böyle olan kimsenin, olmaz "Tûl-i emel"i.

    Kardeşlerim, kimseye zulmetmez cenâb-ı Hak.
    Herkes, kendi suçundan cezâ görür muhakkak.

    Evet, âsiler için "Cehennem" var, "Ateş" var.
    Lâkin herkes ateşe, kendi kendini atar.

    Meselâ sıhhatine etmezse biri dikkat,
    Hasta olduğu zaman, kimde olur kabâhat?

    Zehirli ilâç içip, ölürse bir kişi de,
    Netîcede kabâhat, kimde olur bu işte?

    Hak teâlâ Kur'ânda, müteaddit defâlar,
    Îkâz buyuruyor ki: (Cehennem var, azâb var.

    Ben takdîr eyledim ki, günâh işliyenleri,
    Cehennemde yakayım, yapmayın bu işleri.)

    Buna rağmen günâhla geçer ise bir ömür,
    Mahşerde bulunur mu bir bahâne ve özür?

    Ey insan, ermek için ebedî seâdete,
    Bütün hücrelerinle, tam yönel âhirete.

    Ölüm ve Âhireti, hiç çıkarma yâdından.
    Yakın bil ecelini, hattâ bu gün, yârından.

    Dünyâ işlerine de çalış, ihmâl etme hiç.
    İnsana, bu şekilde gelir neşe ve sevinç.

    Ölümü çok düşünen, ona tam hazır olur.
    Bu hazırlık hâli de, ona verir tam huzûr.

    Eceli geldiğinde, telâş etmez katiyyen.
    Çünkü hazırlığını, o yapmıştır kâmilen.

    Hâlbuki düşünmezse, bir kimse ölümünü,
    Bir telâşa kapılır, ecel geldiği günü.

    O da hazırlığını yapsaydı daha önce,
    Telâşa kapılmazdı Azrâili görünce.

    Ayrıca kim Ölümü, çok yâd ederse şâyet,
    O kimsenin ömründe, olur yümün, bereket.

    Tûl-i emel sâhibi olursa bir kişi de,
    Ömrü daha kısalır, hakîkat budur işte.)
    __________________
     
  11. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    GÜL, OVADA YETİŞİR

    "Yâkûb-i Germiyânî", ilim ehli bir zâttı.
    Onun hâli, herkese öğüt ve nasîhattı.

    Üstâdından aldığı feyiz ve ilhâm ile,
    Evliyâlık yolunda, gelmiş idi kemâle.

    Lâkin O, gizlerdi hep kendisini ağyârdan.
    "Halk" içinde "Hak" ile bulunurdu her zaman.

    O, gittiği yerlere veriyordu bir huzûr.
    Onu gören kimseyi, kaplardı neş'e, sürûr.

    Yanına, dertli biri gelseydi üzülerek,
    Ayrılırdı az sonra, neşe ile, gülerek.

    Dostları ziyârette geçerdi çoğu vakti.
    Dolaşırdı gece gün, yoktu istirâhati.

    Derdi ki: (Ey insanlar, merhametli olunuz.
    Mü'minlerin kalbini neş'eyle doldurunuz.

    "Hizmet için" de olsa, kalp kırmayın hayatta.
    Kimseyi incitmeyin, kâfir de olsa hattâ.

    Çünkü o da Allah'ın bir kuludur nihâyet.
    Onlara da acıyıp, etmeliyiz merhamet.)

    Derdi ki: (Çok sakının, hem kibir ve gururdan.
    Zîrâ iblîs, "Kibir"le kovulmuştu huzûrdan.

    İblîs ki, yüzbin sene yapmış idi ibâdet.
    Meleklerin hocası olmuştu en nihâyet.

    Ona bırakılmıştı idâresi göklerin.
    Ona gıbta ederdi cümlesi meleklerin.

    Lâkin kibirlenince, kaybetti bu nîmeti.
    Allah'ın huzûrundan, tard olundu ebedî.

    Çünkü o, (Ben Âdem'den, hayırlıyım) diyerek,
    Ona secde etmedi, bir an kibirlenerek.

    Hâlbuki "Tevâzû"ya bürünürse kul eğer,
    Hak teâlâ indinde, bulur kıymet ve değer.

    Bu gün iki müslümân, düşse bir ihtilâfa,
    Her biri, (Ben haklıyım) diyor öbür tarafa.

    Hâlbuki haklı olsa, ne geçecek eline?
    Belki de az bir zaman kalmıştır eceline.

    Yakında, ikisi de ölecek en nihâyet.
    Kimin haklı olduğu, çıkacak yârın elbet.

    Bu hâl, şu koyunların hâline benzer aynen.
    İtişip kakışırlar, mezbahaya giderken.

    Hâlbuki biraz sonra hepsi boğazlanırlar.
    Onlar, bundan habersiz, kavga edip dururlar.

    Rahmetin gelmesine vesîledir "Tevâzû".
    Zîrâ yüksek dağlardan, aşağıya akar su.

    İnsan da, kendisini aşağı görür ise,
    Rahmeti ilâhîden, alır büyük bir hisse.

    "Gül", ovada yetişir, "Su", aşağı akar hep.
    Mü'minin zînetidir, tevâzû, hayâ, edeb.)
    __________________
     
  12. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    KALPTEKİ ARZULAR

    "Ahmed-i Ankaravî", gönül ehli bir velî.
    Meşhurdu halk içinde güler yüz, tatlı dili.

    Söz ve nasîhatleri tesirliydi pek fazla.
    Zîrâ sırf Allah için konuşurdu ihlâsla.

    Sohbetini dinliyen, alırdı bambaşka hâl.
    Görünmezdi gözüne, ne bu dünyâ, ne de mal.

    Derdi ki: (Her insanın bir "Alın yazısı" var.
    Bu, yaptığı işlerden belli olur âşikâr.

    Kim, alın yazısını eğer merak ederse,
    "Ne yolda gittiği"ne iyi baksın o kimse.

    Nitekim her insanın gönlünde "Bir şey" yatar.
    Ve o kişi, ekserî, o yolda adım atar.

    "Zengin olmak" isteyen, o yolu araştırır.
    Allah da, o kimseye bunu kolaylaştırır.

    "İslâma hizmet aşkı" varsa kimin gönlünde,
    Allah'ın yardımıyla, mâni kalmaz önünde.

    Yâni kulun kalbinde, her ne ki varsa şâyet,
    Ona göre bulur o, bir yön ve istikâmet.

    Nasıl ki "Pusula"yla, yol bulursa gemiler,
    "Kalpteki arzular" da, kullara yön verirler.

    İnsanın gönlündeki bu arzu ve himmeti,
    Ne ise, Hak indinde o kadardır kıymeti.

    Gönlünde "Mal toplamak" arzusu varsa eğer,
    Hak teâlâ indinde, bulamaz aslâ değer.

    Zîrâ hiç kıymet vermez "Dünyâ"ya cenâb-ı Hak.
    Ona değer veren de, zelîl olur muhakkak.

    Her kim de "Allah" derse, olur üstün ve azîz.
    Zîrâ Allah diyeni, çok yüceltir Rabbimiz.

    Onlar Allah dedikçe ve kaçtıkça paradan,
    Onlara, daha fazla mal gönderir Yaradan.

    Lâkin onlar, paraya sürmezler ellerini.
    Ancak Allah yolunda, dağıtırlar hepsini.

    Böyle kulun kalbinde, "Dünyâ" olmaz zerrece.
    "İslâma hizmet" için çalışır gün ve gece.

    Her işte, Hak rızâsı almaya gayret eder.
    Düşünmez ki: "Acabâ insanlar bana ne der?"

    Rabbine vereceği hesâbı düşünür hep.
    "Âhiret derdi" ile dertlidir bundan sebep.

    "Halkı memnûn etmeyi" hiç düşünmez o aslâ.
    "Rabbinin rızâsı"nı talep eder ihlâsla.

    Her işini yaparken, kendine sorar ki hem:
    "Benim, bunu yapmakta, nedir maksat ve gâyem?"

    Eğer "Allah rızâsı" görür ise o işte,
    Yapar, yoksa vazgeçer, "Hâlis kul" budur işte.

    Zîrâ o, gâyet iyi bilir ki, şu bir gerçek,
    Yârın, her bir işinden hesâba çekilecek.

    O, bunları düşünüp, kaçar harâm, günâhtan.
    Zîrâ çok korkmaktadır Cehennemden, azâbtan.)

    Bu büyük âlim zâtın hürmetine ilâhî!
    Bu güzel hasletleri, ihsân et bize dahî.
    __________________
     
  13. badem

    badem Guest

    Ynt: Güzel Nasihatlar...

    İHLÂS ŞARTTIR

    "Sünbül Sinân Efendi", gönül ehli bir kişi.
    İnsanları "Ateş"ten kurtarmaktı tek işi.

    Her hâli, insanlara olurdu ibret ve ders.
    Hep güler yüzlü idi, severdi Onu herkes.

    O, bir gün buyurdu ki: (Kaçının Kul hakkından.
    Mahşerde, zor kalkılır zîrâ bu hak altından.

    En iyisi, dünyâda hemen helâllaşmaktır.
    Âhirete gidince, tekrar uğraşmamaktır.

    Âhirete kalırsa eğer alacağınız,
    Hakkınız ne kadarsa, o kadar alırsınız.

    Yok, helâl ederseniz dünyâda onu fakat,
    Bin katı alırsınız, âhirette mükâfât.

    Ters dahî dönebilir o hesap âhirette.
    Orada "borçlu" çıkıp, kalırsınız hayrette.

    Nice Alacaklılar vardır ki zîrâ o gün,
    �Borçlu� hâle düşer de, helâk olur büsbütün.)

    Bir gün de buyurdu ki: (Dînimiz üç esastır.
    Önce İlim ve Amel, üçüncüsü İhlâstır.

    Bir işi, Allah için yapmazsa eğer bir kul,
    Hak teâlâ indinde, olmaz iyi ve makbûl.

    Bir amelin, indallah kabûl olması için,
    İhlâsla yapılması lâzım gelir o işin.

    İhlâssız işler için, verilmez bir şey sana.
    "Eski paçavra" gibi çarpılır suratına.

    Bir işin hâlisiyle bozuğu da, zâhiren,
    Çok benzer olsa bile, ayrıdır birbirinden.

    "Hakîkî çiçek" ile, bir yapma, "sun'î çiçek",
    Ne kadar benzese de, ayrıdır, bu bir gerçek.

    Mûsâ aleyhisselâm, giderken Tûr dağına,
    Yarı yolda, bir âbid çıkıverdi yoluna.

    Ve hazreti Mûsâ'dan etti ki şöyle talep:
    (Allaha suâl et ki, râzı mı benden acep?)

    Mûsâ Nebî, (Sorayım) buyurup ona yine,
    Bunu, Tûr-i Sînâ'da suâl etti Rabbine.

    Hak teâlâ buyurdu: (Râzı değilim aslâ.
    Zîrâ ibâdetini o yapmıyor ihlâsla.)

    Yine buyuruyor ki Behâeddîn Buhârî:
    (Mekke'de, görmüş idim sakallı, yaşlı biri.

    Kâbenin örtüsüne sarılmış yalvarıyor.
    Gözlerinden sel gibi, yaşlar yuvarlanıyor.

    Kalbine nazar ettim, Dünya ya etmiş meyil.
    Yâni o yalvarışı, samîmî, hâlis değil.

    Bir genci de gördüm ki, hem Minâ pazarında,
    Çok büyük alışveriş yapıyordu o anda.

    Kalbine nazar ettim, eser yoktu Dünyâdan.
    Bir an gâfil değildi, Allahü teâlâdan.

    İhlâsla yaptığından genç o alış verişi,
    Hak teâlâ indinde makbûl idi o işi.

    Zîrâ cenâb-ı Allah, ihlâsı beğeniyor.
    İhlâssız amellere, bir karşılık vermiyor.)
    __________________
     

Bu Sayfayı Paylaş