KPDS ve YDS'de en çok kullanılan kelimeler ve anlamları 1

'Dil Sınavları' forumunda Rose tarafından 1 Mar 2008 tarihinde açılan konu

  1. Rose

    Rose Guest

    ÖNEMLİ*KPDS ve YDS 'de en çok kullanılan kelimeler ve anlamları



    Abandon: terk etmek, vazgeçmek, bırakmak
    Abrogate: yürürlükten kaldırmak, (bir kanuna veya anlaşmaya) son vermek
    Abruptly: aniden; ani ve nezaketsiz biçimde
    Absolute tam, mutlak, kesin; tamamen
    Abstract: soyut
    Absurd: saçma, gülünç
    Abundant: bol, çok
    Accomplish: başarma, tamamlama
    Accord: uzlaşma
    Accordingly: buna göre
    Accountant: muhasebeci

    Accurate: kesin, doğru, yanlışsız
    Accused: sanık
    Accustomed: alışkın, alışılmış, her zamanki
    Achieve: başarma, elde etme
    Acknowledgement: onay, kabul etme, tasdik
    Acute: keskin (düşünce), şiddetli; dar açı; çok çabuk tehlikeli bir biçime gelen hastalık
    Adapt: uyum sağlamak
    Addicted: bağımlı, tiryaki
    Addiction: bağımlılık
    Additional: ilave, ek
    Adequate: yeterli, uygun, elverişli
    Adjust: ayarlamak, uydurmak, uymak
    Adjustable: ayarlanabilir, uyarlanabilir
    Administrate: yönetmek, idare etmek
    Admirable: takdire değer
    Advanced: ilerlemiş, ileri
    Affable Agreeable: rahat, dostça, anlaşılabilir
    Affair: olay, mesele, sorun
    Affectionate: müşfik, sevecen
    Affluent Wealthy: varlıklı
    Agreeable: razı, hoş, iyi
    Aid; yardım
    Aisle:sıralar arası, yol, geçenek
    Alliance: ittifak
    Ally: müttefik, dost
    Alter: Change
    Ambiguous: müphem, birden fazla anlama gelebilen
    Amend: düzeltme, değiştirme
    Ample: gerektiğinden çok, bol
    Annual: yıllık, yıldönümü
    Anticipate: tahmin etmek, ve ona göre davranmak
    Apparel Clothing: kılık kıyafet
    Apparent: açık, apaçık, belirli
    Appetite Desire for food: iştah, arzu
    Apply: başvurmak, müracaat etmek, uygulamak
    Appreciate: takdir etmek
    Apprehension Fear; korku, endişe; anlayış, kavrayış
    Approach: yaklaşım, tarz
    Approval: tasvip, onay; resmi izin
    Argue: tartışma, münakaşa, iddia etme
    Argument: tartışma; sav, iddia
    Article: makale; tanımlık; madde-fıkra; eşya-parça
    Artisan: zanaatçı, esnaf
    Ashamed: utanmak
    Assassinate: suikast yapmak
    Asset Advantage: kıymetli şey, beceri, erdem
    Asset: servet; değerli nitelik
    Astonished: hayret etmek, şaşkın olmak, şaşırmak
    At once: derhal; aynı anda
    Attack: saldırmak
    Attainment: Achievement, başarı, elde etmek, marifet
    Attempt: teşebbüs etmek, denemek
    Attract: cezbetmek, çekmek
    Available: elde edilebilir, müsait
    Avidity: gayret, heves, hırs
    Award: ödül, mükafat
    Background: geçmiş, tecrübe, arka plan
    Balance: denge, dengelemek
    Barely: zar zor, zorla
    Base: temel, esas; askeri üs
    Basis: temel, dayanak, öz
    Beneficial: faydalı
    Benefit: fayda, yarar
    Blame: suç, suçlamak
    Blink: Open and close, gözlerini kırpıştırmak
    Bloom: çiçek açmak
    Blossom: çiçek açmak, canlanmak, gelişmek
    Blunder: gaf, gaf yapmak
    Boost: artırmak, yükseltmek
    Boundary: sınır
    Bound to: zorunlu, kesin, mutlaka
    Border: sınır
    Break: off kırılıp ayrılmak, ilişiğini kesmek; birdenbire durmak
    Breakthrough: cepheyi yarıp geçmek; büyük buluş
    Briefly: kısa (biçimde), kısaca (özet olarak)
    Bring down: indirim yapmak, düşürmek
    Briskly: Quickly, Energetically canlı ve istenilen tarzda; enerjik
    Bruise: berelemek, ezmek; bere, ezik
    Brutality: Cruelty vahşilik
    Budget: bütçe
    Bump: vurma, toslama; şiş, tümsek
    Burglar: (ev, dükkan) soyan hırsız
    Bury: gömmek, defnetmek; gizlemek, örtmek
    Call at: uğramak
    Call off: iptal etmek
    Call on: ziyaret etmek; talep etmek
    Call up: telefon atmak
    Candidate: aday, namzet
    Capable: yetenekli, ehliyetli
    Captivate: büyüleme, esir etme, cezbetmek
    Carry out: yerine getirmek, gerçekleştirmek
    Cautious: ihtiyatlı, tedbirli
    Cease: sona ermek, durmak
    Chance: şans, tesadüfen olmak
    Charge: ücret; itham; hamle; şarj
    Charity: sadaka; hayırseverlik, hayır kurumu
    Cheer: neşe, tezahürat
    Chemist: kimyager; eczacı
    Choice: seçmek
    Choir: koro
    Clammy: yapış yapış; soğuk nemli
    Clarify: açıklamak, açıklık getirmek
    Clear: temizlemek, aklamak, izin vermek
    Clerk: memur, tezgahtar, sekreter
    Cliff: uçurum, sarp kayalık
    Clog: tıkamak, tıkanmak; takunya
    Coast: kıyı
    Coincidence: tesadüf
    Collar: yaka; tasma
    Collide: çarpışma, çarpma
    Combine: birleşmek, birleştirmek
    Commerce: ticaret
    Compare: mukayese etmek
    Compensation: bedel, tazminat, telafi
    Compete: yarışmak; rekabet etmek
    Competent Capable: ehil, yetenekli, yetkili
    Competition: yarışma, rekabet, sınama
    Complaint: şikayet etmek
    Complete: tamamlamak; tamamen
    Composed: birleşmiş; bestelenmiş; kendine hakim olmak
    Compromise: uzlaşmak
    Conceal: gizlemek, saklamak, örtmek
    Concession: taviz, ödün
    Concurrence Agreement: aynı olan, birlik olma, uyuşma; aynı zamana rastlama
    Condense: yoğunlaşma; sıvıya dönme; çözeltme
    Confidence: güven, itimat
    Confidence: kendine güven
    Confidential: Secret gizli, sır
    Confirm: teyit etmek, pekiştirme, onaylama, sürekli, müzmin
    Confiscated: Seized müsadere etmek, haczetmek; istimlak etmek
    Conflict: çelişmek
    Congratulate: tebrik etmek
    Conscientious vicdanlı
    Consequence: netice ; önem
    Conserve: koruma muhafaza etme
    Consider: hesaba katmak; göz önünde tutmak; saymak
    Considerably: epeyce, oldukça
    Consist: of müteşekkil olmak, oluşmak
    Consistently: mütemadiyen, devamlı
    Constitute: teşkil etmek, tesis etmek; tayin etmek
    Constitution: anayasa
    Cont-----te: kirletmek; zehirlemek, bozmak
    Contented: halinden memnun, mutlu
    Cooperation: işbirliği
    Courteous: nazik, kibar, saygılı
    Coward: korkak
    Creative: yaratıcı
    Crime: suç, cürüm
    Criminal: suçla ilgili; suçlu; cezalı
    Crooked: eğri, çarpık, virajlı, hilekar
    Crop: mahsul
    Crowd: kalabalık
    Cruelty: zulüm, acımasızlık
    Dabble: su serpme; suyla uğraşmak
    Damage: zarar, zarar vermek
    Deadline: son teslim tarihi
    Dealer: satıcı, tacir Decade: on yıl
    Deception: aldatma, hile
    Deceptive: aldatıcı, yanıltıcı
    Decline: gerileme, zayıflama
    Dedicate: adamak; ithaf etmek
    Defeat: yenme, bozguna uğratmak
    Deficient: eksiz yetersiz, noksan
    Delicate: nazik, hassas, narin
    Delight: sevinç, zevk, haz,
    Denial: inkar, yok sayma
    Deny: inkar etme
    Depict: göstermek, dile getirmek
    Deplore: teessüf etmek, üzülmek
    Dept: borç
    Desperate: ümitsiz; gözü dünmüş
    Despondent: ümitsiz, meyus
    Determine: belirlemek, tespit etmek azimli, kararlı
    Detest: nefret etmek, tiksinmek
    Device: alet, aygıt
    Devote: ,,-e adamak
    Diluted: sulandırılmış, su katılmış
    Diminish: azaltmak, küçültmek, eksiltmek
    Discipline: disiplin
    Discourteous: nezaketsiz, kaba
    Discreet: saygılı, dikkatli ve nazik
    Discretion: basiret, sağduyu, tedbir, ihtiyat
    Discuss: tartışma, münazara etmek
    Disease: hastalık
    Disgraced: gözden düşmüş; itibarsız; yüz karası
    Disgust: iğrenme, tiksinme, midesini bulandırma
    Dishonest: sahtekar
    Disintegrate: parçalamak, bölünmek
    Disposition: eğilim, mizaç, düzen, tertip
    Dispute: tartışma
    Dissolve: çözmek, dağıtmak, yok olmak
    Distinguish: Ayırmak, ayırt etmek, seçkin, ünlü, kendine yer edinmiş
    Distrust: güvenmemek
    Ditch: hendek, ark, kanal
    Divert: başka yöne çevirmek; saptırmak
    Divide: bölmek, ayırmak
    Divulge: ifşa etmek, açığa vurmak
    Doubt: şüphe, kuşku
    Drift: sürüklenmek
    Drowsy: Sleepy uykulu, uyku veren
    Duplicate: Copy kopyasını yapmak
    Dwindle: giderek azalmak
    Eagerness: şevk, istek, arzu
    Edge: kenar; avantaj
    Efficient: verimli, randımanlı
    Elevation: kaldırma, yükseltme; terfi
    Embark: (on) gemiye binmek; başlamak
    Embarrassment: utanma, mahcubiyet
    Emerge: meydana çıkmak
    Emit: yaymak, çıkarmak
    Employer: iş veren
    Encouraging: teşvik edici, cesaretlendirici
    Endearing: sevdiren
    Enhance: değerini, gücünü, güzelliğini arttırma, süslemek, genişletmek
    Enlarge: büyütmek, genişlemek
    Enlighten: aydınlatmak
    Enthusiastically: şevkle, hararetle
    Envy: kıskanma, gıpta etme
    Equivocal: Ambiguous iki anlama gelebilen
    Espionage: casusluk
    Essential: gerekli
    Examine: tetkik, muayene etmek, sorguya çekmek
    Excessive: aşırı, haddinden fazla
    Exchange: karşılıklı değişmek
    Excuse: mazeret
    Exempt: bağışık; muaf; hariç tutmak
    Exhausted: bitmiş, tükenmiş, yorgun
    Exhibition: sergi
    Existence: varlık
    Exotic: Unusual
    Expand: genişle(t)mek, büyümek
    Expedition: yolculuk; sefer
    Explicit: açık, sarih
    Explore: keşif, inceleme gezisi
    Explorer: kaşif seyyah
    Expose: ifşa etmek; ışığa tutmak; korunmasız bırakmak, maruz bırakmak; teşhir etmek; pozlamak
    Exposure: ifşa; korunmasızlık; poz
    Extensive: büyük, derin, kapsamlı
    Extremely: oldukça fazla
     

Bu Sayfayı Paylaş