Modern Çağın Hastalığı Mükemmeliyetçilik!

'Kişisel Gelişim' forumunda öyküm_benim tarafından 10 Ocak 2012 tarihinde açılan konu

  1. öyküm_benim

    öyküm_benim EMEĞE SAYGI DUYALIM TEŞEKKÜR ETMEYİ UNUTMAYALIM Elmas Üye

    Modern Çağın Hastalığı Mükemmeliyetçilik!

    “…nasıl yani! Mükemmeliyetçilik bir hastalık mı?” diye şaşıranları duyar gibiyim. Evet… mükemmeliyetçilik bir hastalık. Hatta bence çağın vebası.

    “…daha iyisini yapmalıyım”

    “…daha düzgün olmalı”

    “…bu kadar basit bir işi bitiremezsem insanlar hakkımda ne düşünür?”

    “…bana hiç yakışmıyor böyle kolay meseleleri halledememek…” vs gibi masum düşüncelerle başlayan; daha sonrasında da başarılarını, aslında kendi kişisel başarı ve performanslarından değil de, içinde bulundukları durum ve şartların sağladığını düşünmeye başlayan insanların hastalığı…



    Mükemmeliyetçilik hastalığı olan insanlar günlük hayatın içinden masum beklentilerle yola çıkarlar. Ama bir türlü tatmin olmadıkları için de hep daha iyisini, hep daha iyisini beklemeye başlarlar. Kendilerini sürekli eleştirdikleri, beğenmedikleri için kişisel başarı ve yeteneklerinin, başarılı olmalarına vesile olduğunu bir türlü göremezler. Yukarıda da belirttiğim gibi kişisel başarılarını, onlar için şans eseri gelmiş bir süreç gibi algılamaya başlarlar.



    …peki bu durumun ardından ne geliyor dersiniz? “Başarı benim becerim değilse…? Bana sunulmuş herhangi bir fırsatla ilgiliyse…?”



    Ne olacak şimdi…? “Eyvah… Her an, sahip olduğum her şeyimi kaybedebilirim.” Şeklindeki duygusal kaygılar varolmaya başlar. Ve en ufak hatalarında gerçek yüzlerinin ortaya çıkacağını, aslında ne kadar da beceriksiz insanlar olduklarının herkes tarafından anlaşılacağını düşünürler. Böylece de stresli hayat başlamış olur. Yani mükemmel olmak için uğraşılan basınçlı hayat.







    Aslına bakarsanız bir miktar mükemmeliyetçilik hepimizde vardır. İyi huylu, can sıkıcı olmayan mükemmeliyetçiliklerde yetersizlik duygusu altında ezilmeden, başarısızlık takıntısı olmadan, başarıdan zevk almanın bir yolu bulunur. Hatta hafif düzeyde olması, yaptığımız işlerde bizleri motive etmesi açısından sağlıklıdır da. Ancak saplantılı olanlar, kendilerine gerçekçi olmayan hedefler koyarlar. Öyle büyük hedefler belirlerler ki, amaçlarına bir türlü ulaşamazlar. Amaca ulaşamayınca kendilerini yenilmiş, başarısız, değersiz hissederler. Ne kadar çok uğraşırlarsa o kadar başarılı olacaklarına inanmaya başladıkları için de iş ve meslek hayatının “işkolik”leri olarak anılmaya başlarlar. Daha fazla iş, daha fazla hırs, daha fazla koşuşturmaca… giderek kendilerine olan güvenlerini yitirmeye başlarlar. Performans kaygısı, özgüven eksikliğiyle buluşmaya başladıkça sosyal fobik özellikler taşımaya başlarlar. Kaybettikleri güven duygusu etraftan anlaşılmasın diye daha da fazla iş yüklenmeye ve iş yüklerini iyice artırmaya başlarlar.



    Sadece iş hayatında mı? elbette değil… ev hanımları da benzer özellikler taşıyarak hayatlarını içinden çıkılmaz hale getirirler.







    Peki nedir bu mükemmeliyetçilik?



    Ülkemizde insanlar genellikle mükemmeliyetçilik denilince “en iyiyi yapma çabası” şeklinde bir açıklama yapıyor. Yapılabilecekler arasında iyi bir performans göstererek en iyiyi yapmaya çalışma halinin adı mükemmeliyetçilik değildir sevgili okurlar…!

    En iyiyi başarmak için çaba gösterenler başarılı olmak ya da hedeflerine ulaşmak için gösterdikleri bu çabadan zevk alırlar. Mükemmeliyetçi kişiler ise hiçbir zaman ve koşulda hata yapılmaması gerektiğine inandıklarından, kendilerinden ve yaptıklarından sürekli kuşku duyup, kaygı içinde yaşarlar.

    Dilerseniz mükemmeliyetçi insanların sahip oldukları bazı ortak özellikleri sıralayayım sizler için.

    Hayatlarında en fazla –meli, -malı ifadeleri vardır. “Bugün bu işi bitirmeliyim.” derler ama… bitirmek zorunda olduğu işin, en iyimser bakışla, herhangi bir insan tarafından bile en az bir hafta süreceğinin farkında bile değildirler. Bu tip kişilerin hayatında yapılması gerekenler ve yapılmaması gerekenler vardır. Yaşam ve koşullar karşısında esnek olamazlar.

    Sürekli olarak denetleme ve onay alma eğilimi içindedirler. Hem denetlerler hem de kendi yaptıkları en ufak işlerde bile birilerinin onaylamasını beklerler.

    Her şey mükemmel olacak ya… her şeyi düzeltir ve tekrarlarlar… evde iş yapıyorsa yaptığı işi denetler durur; iş yerinde evrak hazırladıysa defalarca kontrol ederler.

    Aşırı planlama yaparlar. Evet herkesin hayatı belirli bir plan dahilinde yürümelidir ama olmaz… onların planlamaları daha katıdır. Bu böyle olacak dedilerse öyle olacaktır. Ucu açık düzenlemelere asla dayanamazlar. Kalpleri sıkışır. Yaptıkları işler, başlangıçtaki planlı sıraya uymuyorsa yine rahatsız olurlar.

    Karar vermede güçlük çekerler. Hangi kararın daha doğru, daha olumlu sonuç vereceğini düşünmekten dolayı bir türlü karar veremezler.

    Ertelemeler en fazla onların hayatında vardır. Hatta hatırlarsanız daha önceki yazılarda belirtmiştim. her şeyi ertelemeyi alışkanlık edinmenin ardında mükemmeliyetçi yapı yatar diye. Çünkü her şeyin en mükemmelini yapmak için uğraşırlar. Yapamayacaklarsa kolaylıkla ertelerler.

    Ertelemelere, gözde büyüme ve dayanamayıp yapılacaklardan kaçınma davranışı eklenir.

    Her şeyin en mükemmelini isteyen insanlar, farkında olmadan etraflarındaki insanları da değiştirmeye çalışırlar. Kendilerine göre hatasız ve düzenli olan durumlara uyumlu kişiler görmekten hoşlanırlar. Onların istediği gibi davranış göstermeyen kişileri küçümserler. Beğenmezler.

    Kendileri için ulaşılması olanaksız ve gerçek dışı standartlar belirlerler. Bu kişiler klasik bir tavır olarak kendilerine yönelik son derece yüksek beklentiler dayatırlar ve hata kabul etmezler. İnsan olduğunu unutmuş gibi davrandığı anları olur. Hata herkes içindir ama kendisi için değildir. Hata yapanlar aptaldır. Hata insana mahsus değil, aptallara mahsustur onlara göre.

    Kendilerine karşı acımasız bir eleştirmendirler. Sürekli kendilerini eleştirirler. Oturmalarını, kalkmalarını… giyim kuşamlarını… tavırlarını… insanlarla kurdukları diyalogları… yaptıkları işleri… ve işin ilginç olan bir türlü bir şeyi beceremezler gibi davranırlar. O kadar başarılı insan var ki bu durumda. Kültürlü, yetenekli, başarılı… neredeyse bir çoğu kendilerindeki bu özelliklerin farkında bile olmadıkları gibi, sıfır noktasındaymış gibi kendilerine kızıp dururlar.

    Kendileri için geliştirdikleri bu eleştiriler, bir süre sonra yakın çevrelerindeki insanları da vurur. Gerçek dışı ve yüksek standartlara başkalarının uymasını bekleme eğilimi geliştirirler. Bu kişiler başkalarına iş veremezler, yaptıklarını beğenmez, sürekli hata bulurlar. Genellikle öfke ve doyumlu ilişki kuramama sorunları vardır.

    Tüm bunlara ilaveten en ilginç olanı ise bana göre başkalarının, kendilerinden ulaşılması olanaksız beklentileri olduğuna inanmaları. Düşünün…! Kendileri herkesten mükemmel olmayı bekliyorlar. Ve kendi kendilerinden de mükemmel olmayı beklerler. Diğer insanların kendilerinden böyle bir beklentisi olmasa bile, aslında herkesin onlardan, mükemmel bir insan olmasını beklediklerini zannederler. Ancak yüksek standartları olursa saygı göreceklerine inanırlar. Genellikle öfkeli olurlar. Kendileri için belirledikleri standartlara ulaşamadıklarında depresyon ve başkaları tarafından yargılanma korkusu duyduklarında da sosyal kaygı sorunları yaşarlar.

    Bu kişiler benliklerini ve özsaygılarını başarılarının üzerine kurmuşlardır. Bu nedenle en küçük bir başarısızlık onlar için çok yıkıcı olabilir.

    Bu kişiler hata yapmayı başarısızlıkla bir tutarlar, hata yapmaktan aşırı derecede kaçındıkları için öğrenme ve kendini geliştirme fırsatlarını da kaçırırlar. Hata yaptıkları zaman başkaları tarafından kabul edilmeyeceklerine inanırlar. Mükemmel olmaya çalışmak kendilerini olumsuz eleştirilerden ve yargılardan koruma çabasından başka bir şey de değil aslında.



    Düşününce çok rahatsız edici bir durum sevgili okurlar. insanın hayatını daha iyi yapmak için başlattığı; ama zaman içinde kişinin hareket alanını kısıtlayan bir durum. Ve ciddi ciddi de çağımızın vebası gibi bir hastalık olmaya başladı.

    Bundan kurtulmanın bir yolu var mı? elbette var… ama her zamanki gibi yazı alanı küçük… bir sonraki yazıda mükemmeliyetçilik hastalığının sebepleri ve kurtulmak için neler yapabilirsiniz gibi bilgiler aktaracağım.

    Sevgiyle kalın…


    PSİKOLOG-PSİKOTERAPİST /MEHTAP KAYAOÐLU
     
  2. öyküm_benim

    öyküm_benim EMEĞE SAYGI DUYALIM TEŞEKKÜR ETMEYİ UNUTMAYALIM Elmas Üye

    Ynt: Modern Çağın Hastalığı Mükemmeliyetçilik!

    yusuf cemal:
    Peki ne yapmalı? Mükemmeliyetçi yapıdan kurtulmak için ne yapmalı?



    İlk hareket, idare edebileceğiniz kadar, canınızın yanmasına dayanabileceğiniz kadar yanlışlıklar yapmaya izin vermenizden başlıyor. Evet yanlış anlamadınız. Tahammül edebileceğiniz, sonuçlarıyla baş edebileceğiniz düzeyde minik hatalar yapmak için kendinize olanak sağlayın. Minik hatalar yapın. Ve bu minik hataların ortalama düzeyde ama sizin atlatabileceğiniz miktarda olumsuz sonuçları olsun. O olumsuz sonuçları yaşayın. Ve aslında hata yapmanın sandığınız ve korktuğunuz kadar kötü bir durum olmadığı rahatlığını kendinize yaşatmaya çalışın. Bu minik hatanın sizi siz olmaktan çıkarmadığını; sadece bu hata yüzünden etrafınızdaki herkesi kaybetmediğinizi bir güzel görün. Ve buna benzer egzersizleri artırın.



    Kendinize zaman tanıyın. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Herkesin kendi dünyasında, kendi donanımında bir yeterliliği vardır. Benimki sizinkine benzemez, sizinki komşunuzunkiyle kıyaslanamaz. Her insan özeldir ve her insanın diğerinde olmayan bir yeteneği ve iç başarısı mutlaka vardır. Sadece sizdeki özeli keşfetmeniz gerekiyor o kadar. Bunun içinse zamana ihtiyacınız var. Onunla bununla şununla yaptığınız kıyaslamalardan arındırılmış, arı duru zamana.



    Mümkün olduğunca olumlu düşünerek kendinizi motive etmeye çalışın. Beyninizi neye şartlandırırsanız, beyin saatiniz, sizi ve bünyenizi oraya taşır. Kendini doğrulayan kehanet yanılgısına düşmeyin. Kendinize kırk kez “Ben beceriksizin tekiyim” derseniz, beyniniz, bedeninize verdiği tüm mesajları bu komut üzerinden yapar. Ve günün birinde gerçekten beceriksiz biri olup çıkarsınız. Bu duruma psikolojide “Kendini doğrulayan kehanet” diyoruz.



    Hata yapmadan öğrenilmeyeceğini, önemli konu ve durumlarda bile olsa, bedeli en ağır öğretilerin aslında hatalardan oluştuğunu unutmayın. “Tecrübe… tecrübe…” deriz sürekli milletçe değil mi? peki ama neden tecrübe hiç düşündünüz mü? Çünkü tecrübenin bedeli ağırdır. Ve iyi öğrenmeler için bedeli olan ödemeler yapmanız gerektiğini bilmelisiniz.



    Kendinize erişilmez hedefler koymayın. Hedefleriniz mümkün olduğunca ulaşılabilir olsun. Gökyüzüne ulaşmak için yıldızları hedeflemek yerine, gökyüzüne ulaşmak için gökyüzünün hemen bir üst katmanını hedeflemek gibi. Belki karbondioksit tabakası olabilir.



    İşlerinizi elbette planlayın. Plansız programsız hareket etmek, zamanı doğru kullanmamak anlamına gelir ki bu da işlerinizi zorlaştırır. Ama yaptığınız plan, bazı elde olmayan nedenlerle aksıyorsa da kendinizi kahretmeyin veya kendinize yüklenmeyin. Esnek olmaya çalışın. Plan ve programlarınızın, bazı aksamalara uğrayabileceğini de hesaba katın. Böylece hatalarınıza ve yolunda gitmeyenlere karşı daha az öfkeli olursunuz. Kendinize daha az kızarsınız.



    Her şeyi aşırı denetlemeyin. Mükemmeliyetçilerin en sık yaptıkları davranış kalıbı budur çünkü. Evet işler yolunda gidiyor mu diye arada sırada kontrol yapılır. Ama her şeyin yolunda gittiğini bildiğiniz halde yine de kontrol ediyorsanız, bu durumun raydan çıkmış bir hal olduğunu da bilmeniz gerekir. Hatta neredeyse obsesyon başlamış bile olabilir.



    Mükemmeliyetçi insanlar, hep “mükemmeli aradıkları” için, “iyi yapabilecekleri” durumları bile kaçırırlar. Bu bağlamda, işlerinizde olabileceklerin en iyisini hedeflemeniz ve mümkünse “Aman… nasılsa mükemmel olmayacak! …hiç olmazsa bırakayım bari…” gibi bir yanlışlığı yapmamaya gayret edin. Ne yapabilirseniz, elinizden ne geliyorsa onu yapın. Ertelemeyin.



    Mükemmeliyetçi insanlar, her şeyin en iyisini bildikleri(!) ve başkalarına ihtiyaçları olmadığı(!) için genellikle kişilik özellikleri açısından bakıldığında dinleme becerileri zayıf kişilerdir. Kendinizde bu özelliği fark ediyorsanız lütfen çevrenizdeki insanları dinleyin. Dinleme alışkanlığınızı geliştirmeye çalışın.



    Mükemmeliyetçi yapının oluşturacağı kaygı ve anksiyetenin sizin en büyük düşmanınız olduğunu unutmayın. Ne kadar takıntı ne kadar kaygı o kadar başarısız bir hayat. Bu nedenle kaygılarınızla baş etmeye çalışın. Baş edemiyorsanız bu konuda profesyonel yardım alın.



    Eleştirilmekten korkmayın. Birilerinin sizin için söyleyeceği olumsuz sözlerden de. Düşünce sistemimizi geliştirmek, insanlarla daha sağlam ilişkiler kurmak, iş başarılarımızı artırmak için eleştirilmemiz gerekiyor. İnsanlar bizi ne kadar çok eleştirirse, biz kendimizi o kadar çok geliştiririz. Ayrıca her eleştiri sizi kendinizden uzaklaştıracak diye bir kaide de yok zaten. Eleştiriyi dinlersiniz… sizde olduğuna inandığınız tarafları varsa alırsınız… yoksa zaten bir kenarda durur. Ama sonuçta bir gerçek var ki, işinde başarılı olan insanlar, diğer insanların eleştirilerini ciddiye alan kişilerdir.



    Kendinizi kıyaslamayın demiştim. Ayrıca yaptığınız iş, çalışma alanı her neyse, o konuda kendinizi bu alanda yıllardır çalışıp emek veren birileriyle kıyaslamayın. Çünkü bu tür kıyaslama gerçekçi olmayacaktır. Bir yanda iş tecrübesi, işle ilgili birikmiş bilgiler var, diğer yanda henüz yaşanmamış koca bir iş hayatı var. Bu durum insanın kendisine yapacağı en büyük haksızlıktır bence.

    Karar verirken zorlanmayın. Bir konuda karar verin ve arkanıza dönüp bakmamayı alışkanlık edinin. “Ya bir sorun çıkarsa ya istediğim gibi olmazsa” şeklindeki düşünceler sizin mükemmeliyetçilik takıntınızın belirtisidir o kadar. Yoksa her şey olacağına varır. Zaten en ince ayrıntıları bile hesaplayarak karar alıyorsunuzdur. Gerisini zaman gösterecektir.

    Kendinizi sürekli eleştirmeyin. Evet insanın kendisindeki eksikleri görüp onları düzeltmesi ve daha iyiye gitmesi normaldir. ama acımasız bir dış düşman gibi kendinize eziyet ederseniz, özgüven duygunuzu tamamen kaybetmeniz kaçınılmazdır.

    İnsan olduğunuzu, kusurlarınız olduğunu, her şeye rağmen yaratandan ötürü değerli ve önemli olduğunuzu unutmayın.

    …ve… Her nerede olursanız olun; her ne yapıyorsanız yapın ama hata yapmaktan kaçınamayacağınızı bilin.



    Aslına bakarsanız hata yapmayan insan cidden yoktur. İnsanız… hata yaparız… eksiğiz çünkü… noksanız… bu nedenle de birbirimiz için varız…



    Terapötik bir cümle ile toparlamam gerekirse:



    Nerede hata yaptığımız önemli değil… o hatayı nasıl telafi ettiğimiz çok daha önemlidir…!



    Sevgiyle kalın…

    PSİKOLOG-PSİKOTERAPİST /MEHTAP KAYAOÐLU
     
  3. rüzgarinarkadasi

    rüzgarinarkadasi Yeni Üye Üye

    Ynt: Modern Çağın Hastalığı Mükemmeliyetçilik!

    Yaptığın işi severek yapmak en önemlisi. Sevdiği işi yapamıyorsa da elindeki işini sevmeli insan. Bilhassa öğretmenlik gibi kutsal bir meslekte.
     
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş